|
|
12 Eylül döneminde bir işkence merkezine dönüşen Diyarbakır Cezaevi’nin okul yapılması planına mağdurlar ve yakınları karşı çıkıyor.
|
Hükümet, Kürt
açılımıyla ilgili hazırlıkları sürdürürken, bir yandan da geçmişin acı
olaylarının bıraktığı izleri silmeye çalışıyor. Bu kapsamda 1980 askerî
darbesinin ardından adı hep kötü muamele ve işkenceyle anılan
Diyarbakır Cezaevi’nin şehir dışına taşınması planlanıyor. Yerine ise
anaokulu, ilköğretim okulu, lise ve spor tesislerinin yer aldığı bir
eğitim kampusunun yapılması hedefleniyor.
1980-1984 yılları arasında Diyarbakır
Cezaevi’nde kalanlar ve burada hayatını kaybedenlerin yakınları,
Hükümet’in bu fikrine soğuk bakıyor.
Babası Beddi Tan’ı Diyarbakır
Cezaevi’nde gördüğü işkence sonucu kaybeden araştırmacı-yazar Altan
Tan, insanlık tarihinin en vahşi ve en insafsız hareketlerinin bu
cezaevinde yaşandığını söyledi.
Tan şöyle devam etti: “Bu cezaevi
hakkında ne kadar konuşsak azdır. Hakkında şarkılar, ağıtlar, hoyratlar
ve romanlar yazıldı... O dönem insanlık tarihin yüzkarası safhalarından
bir safhadır. İnsan olan herkesin iki isteği var. Burası ya bir müze
olacak ya da yıkılacak. 12 Eylül’den bugüne kadar ister dağda hayatını
kaybeden asker kardeşlerimiz, ister PKK’lıler, ister cezaevinde
işkenceye maruz kalıp ölenler olsun bütün mağdur ve masumların anısına
bir anıt dikilmelidir.”
Bir bakanın gelip bunu Diyabakır’da
ifade etmesini bir bilinç eksikliği olarak değerlendiren Tan, “Babamın
öldürüldüğü bir mekanda benim oğlum nasıl ders görecek? Bu insanların
bilinçlerini silme hareketidir. Bu bilincin taze kalması lazım.
Dedesinin, babasının öldürüldüğü, işkence gördüğü bir mekanda o
çocuklar hangi psikolojiyle ders görecekler? Devletin okul açacak başka
mekanı yok mu?” diye sordu.
Bana yapılanları affetmiyorum
Diyarbakır Cezaevi’nde kalan ve işkence gören Taraf yazarı Orhan
Miroğlu da cezaevinin yıkılmasından yana: “Geçmişi unutan, geçmişin
hesabını görmeyen bir Türkiye geleceğini adil, eşit ve demokratik
normlarla kuramaz. Diyarbakır Cezaevi’nde yatmış ve acı çekmiş biri
olarak kendi adıma söylüyorum. Ben, bu cezaevinde bana yapılanları hiç
affetmiyorum ve buranın bellek müzesi olmasını istiyorum.”
‘İşkence olmadı, eğitim verelim’ diyorlar
78’liler Vakfı Girişimi Derneği
sözcüsü Celalettin Can ise cezaevinde yaşananları dünyanın tanık olduğu
en büyük vahşet olarak değerlendirdi. Can, “Okul yapılacaksa başka bir
yere yapılsın, orada insanlar öldürüldü, çocuklarımızı oranın
atmosferinde eğitmek ve yaşanmışlıkları yok etmek istiyorlar. İşkence
ile Türk yapamadıklarının çocuklarını eğitimle Türkleştirmeye
çalışıyorlar” dedi.
İnsanlar kötü şeyler yapıldığını bilsin Cezaevinde yaşananları Polat Esat Azad isimli kitapta anlatan
Mesut Baştürk, Almanya’da Hitler’in işkence yaptığı yerler nasıl müze
yapıldıysa Diyarbakır Cezaevi’nin de müze yapılmasını istedi.
Mesut Baştürk, “Müze olmalı ki insanlar ne kadar kötü şeyler yapıldığını bilsinler” dedi.
DÜNYANIN EN KÖTÜ CEZAEVLERİ ARASINDA GÖSTERİLMİŞTİ
1980 darbesinden sonra Diyarbakır
Cezaevi’nde yatan çok sayıda kişi, ağır işkenceye maruz kalmıştı.
Cezaevi, İngiltere’nin saygın gazetesi The Times tarafından “Dünyanın
en kötü şöhretli 10 cezaevi” arasında gösterilmişti. Cezaevinde DTP
Genel Başkanı Ahmet Türk ve eski milletvekilleri Nurettin Yılmaz, Celal
Paydaş, Mustafa Çakmak, eski Belediye Başkanı Mehdi Zana ile yazar
Orhan Miroğlu ve şair Yılmaz Odabaşı da hapis yatmıştı.
Yazar Altan Tan’ın babası Bedii Tan da cezaevinde gördüğü işkence
sonucu yaşamını yitirmişti. Tan’ın ölümüyle ilgili olarak bir er 6 yıl
8 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Hakkında birçok kitap ve makale
yazılan cezaevi, birçok belgesele de konu oldu.