|
|
HIDIR ÇAM * / İstanbul’daki “Büyük Alevi Mitingi”ni Yol TV canlı yayınından izlerken anılarım beni yetmişli yıllara, askerî öğrencilik dönemlerime taşıdı.
|
Kuleli Askerî Lisesi sınavlarını kazanmıştım ama yeni bir sınavla karşı karşıyaydım. Büyüklerimden aldığım ilk öğüt, Alevi olduğumu öğrencilikte ve gelecekteki tüm askerlik dönemimde sır gibi saklayacaktım. Ama koşullar dayanılır gibi değildi. Çok aşağılayıcı karalamalarla karşı karşıyaydım. Daha altı ay geçmemişti ki ağır suçlamalar karşısında zorunlu olarak Aleviliğimi savunmak zorunda kalmıştım. Benzer durumdaki Dersimli iki arkadaş, daha ilk yılda yoktan bahanelerle okuldan uzaklaştırılmışlardı. Benim için de çember gittikçe daralıyordu. Harp Okulu yıllarımda alay komutanımız Hüseyin Kıvrıkoğlu, şahsi bir suçum olmazsa da sicilimin hiç de iyi olmadığını uygun bir dille anlatmıştı. Kıtada ikinci yılımdı, Darbe, sivil katliamları tamamlamış kendi içine dönmüştü. Ordu içinde büyük bir operasyon başlamıştı. Benim de içinde bulunduğum üç yüzü aşkın subay gözaltına alınmıştı. Gözlerim bağlı, Aleviliğim suçmuş gibi önüme seriliyor ve çok ağır işkencelerden geçiliyordum. Bu kırk beş günlük dönem, resmi kayıtlara “kıta harici hizmet” diye geçmiş ve bitkin halde soluğu Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde almıştım. İfademi alan Musa isimli polis amiri, ordudan atılan subayların genelde Alevi ve Kürt kökenliler olduğunu, benim ismimin bile bu suç için yeterli delil olduğunu, direnmemin bir anlamı olmadığını yüzüme beyan ediyordu. Bu yaşadıklarım kötü bir düş gibi çoktan unutuldu gitti bile. Şimdi dönelim otuz yıl sonrasındaki İstanbul’daki Büyük Alevi Mitingi’ne. Dernek başkanları, isteklerini sıralıyor kör ve sağır yüreklere. “Zorunlu din dersleri kaldırılsın, Madımak müze olsun, Alevi köylerine cami yapılmasın, cem evlerimiz ibadet yeri sayılsın, laikliğin ilk şartı olarak da Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılsın” diyorlar. Tam bu sırada muhalefet partisinden Mustafa Özyürek programa katılıp yüzü hiç kızarmadan onlarca yıl iktidarda olduklarını unutup “Bu konularda meclise sayısız önergeler verdiklerini ama hiç birisinin işleme konulmadığını” söylüyor. Elli yıl önce “Oğlum, bu devlete güven olmaz” diyen dedem geldi aklıma. Ve jandarma korkusuyla bizleri uyutmaya çalışan Babam. Ve otuz yıl önceki yaşadıklarım. Ve Maraş, Sivas, Çorum, Gazi olayları. Ve Madımak. Ve İstanbul’daki mitingdeki yüz binler… Ama ne acı ki bu çağda bile hâlâ asimilasyon politikalarından medet umanlar var ve bu çağda bile Nâzım’ın diliyle “yüreklerin kulakları hâlâ kör ve sağır.”
* Res’en Emekli Subay / hidircam@gmail.com