|
|
|
|
|
|
Darbeye destek ifade özgürlüğü müdür -
Taraf/herTaraf
- Istanbul -
27.03.2009
|
|
|
ÜMİT KARDAŞ* / Son zamanlanda bazı akademisyen ve gazeteciler, darbe istemenin ve bunu kamuoyu ile paylaşmanın ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söylüyorlar. Ordunun, demokratik rejimin organlarına karşı darbe girişimi nasıl suç içeriyorsa, bunu destekleyen faaliyetler de ifade özgürlüğü dışında kalan ve suç oluşturan eylemlerdir
|
Son zamanlarda bazı akademisyen ve gazetecilerin, darbe yapılmasını istemenin ve bunu düşünce olarak kamuoyuna açıklamanın ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu beyan ettikleri ve bu görüşe meşruiyet kazandırmak için de şeriat istemenin düşünce olarak açıklanabileceğini belirttikleri görülmektedir. Bu tez demokrasi açısından vahim bir anlayışı sergilemektedir. İfade özgürlüğünü kısıtlayan 301, 305, 318. maddelerin uygulamaları konusunda tek kelime etmeyenlerin birden darbe övücülüğünü, darbe kışkırtıcılığını, darbe istemeyi ifade özgürlüğü içinde değerlendirmeye kalkmaları bunu savunanlar bakımından hazin bir durumdur.
Zarar suçu-tehlike suçu ayırımının farkında olmayan, darbe suçunun niteliğini bilmeyen, ceza kanununun darbeye teşebbüs suçunun ne zaman işlendiğini kabul ettiğinden haberdar olmayan, konuşmalarıyla insanların zihinlerinin karışmasına neden olanların demokrasi ve hukuk bilincinden ne kadar uzak bir noktada oldukları görülmektedir. İnsanların haber alma ve değerler üzerinden fikir oluşturma haklarına katkı sağlayan önemli meslek sahiplerinin ordunun cebir ve şiddetle demokratik rejime ve hukuka müdahalesini içselleştirmiş olmaları üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur. İfade özgürlüğü kapsamı içinde görülmek istenen darbe talebinin silahlı gücün tüm şiddetiyle toplumun sindirilmesi, insanların işkencelerden geçirilmesi ve kolaylıkla yok edilmesi uygulamalarına yol açan faşist, insanlık ve hukuk dışı bir süreç olduğunun ayırdında olunmaması akla ve vicdana sığacak bir durum değildir.
Gerçek demokrasilerde bunu ifade eden gazeteciler ve akademisyenler itibar görmezler.
İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ NEYİ KAPSAR
Kuşkusuz hangi anlamda ve yönde olursa olsun bir şeriat rejimi istemek ya da İspanya’da imkân verildiği gibi etnik anlamda bağımsız bir devlet isteminde bulunmak ve hatta bu istemleri bir siyasi parti çatısı altında öne sürmek ifade özgürlüğü kapsamındadır. Ancak burada önemli olan bu hedeflere ulaşmada öngördüğünüz yöntemdir. Eğer bu hedeflere cebir ve şiddet yoluyla, demokratik rejimi ortadan kaldırarak varmayı hedefliyorsanız bu suç teşkil eder.
Silahlı bir güç olan ve dış tehlikelere karşı doğrudan cebir ve şiddetin kullanıcısı durumunda olan ordunun da işte bu bakımdan hangi gerekçeyle olursa olsun ülke içinde demokratik rejimin organlarına ve hukuki düzene karşı darbe girişiminde bulunması ağır bir suçtur. Bu nedenle de dış güvenlik bakımından cebir ve şiddet kullanımını yöntem olarak benimsemiş olan ordunun ülke içindeki rejime müdahale etmesini isteme yönündeki düşünce beyanları ve gazetecilik kisvesi altında yürütülen tahrik ve teşvik faaliyetleri ifade özgürlüğü dışında kalan ve suç oluşturan eylemlerdir. Çünkü birisini kasten öldürmenin, birinin malını çalmanın gerekli ve uygun olduğunu söylemekle darbe yapılmasının gerekli ve uygun olduğunu söylemek arasında bir fark bulunmamaktadır. Üstelik darbe teşebbüsü suçları anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı işlenen cezaları ağırlaştırılmış müebbet hapis olan soyut tehlike suçlarıdır. (TCK 309-Anayasayı ihlal suçu, TCK 311- Yasama organına karşı suç, TCK 312- Hükümete karşı suç). Yani suçun cezalandırılması için tehlikenin meydana gelmesi gerekmez.
O halde darbe yapılması gerektiği konusunda kanaat oluşturmuş bir gazetecinin bu düşüncesini kendisine saklamasında sayısız yarar bulunmaktadır. Çünkü ifade özgürlüğü cebir ve şiddetle işlenen suçların savunulabileceğidüşüncesini kapsamamakta, evrensel hukuk bu tür insanlık, demokrasi ve insan hak ve özgürlükleri için tehlikeli ve zararlı olan düşünceleri himaye etmemektedir.
EĞER SAVUNURSA...
Eğer bir gazeteci böyle bir düşünceyi köşesinde yazarsa şu suçlamalarla karşılaşacaktır. TCK’ nın “Topluma Karşı Suçlar” başlıklı 3. kısmının” “Kamu Barışına Karşı Suçlar” başlıklı 5. bölümünün 214. maddesi suç işlemeye tahriki düzenlemektedir. Bu maddenin 1. fıkrasına göre suç işlemek için alenen tahrikte bulunan kişi altı aydan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Maddenin gerekçesi ise şöyledir. “Suç işlemek için tahrik, aslında tahrik konusu suça bir hazırlık hareketi niteliğindedir. Ancak aleni olarak gerçekleştirilen bu tür fiillerin, kamu barışı açısından ifade ettiği tehlike nedeniyle, zararlı neticenin doğmasını beklemeden ve iştirak kurallarından bağımsız olarak ceza yaptırımı altına alınması gerekmiştir.” Bu suç ta soyut tehlike suçudur. Cezalandırma için tehlikenin gerçekleşmesi gerekmez. Tahrik açık ve net olabileceği gibi genel olarak ta ifade edilmiş olabilir. Suçun işleniş biçimi, yeri, zamanı ve kimler tarafından işleneceğinin belirtilmesi gerekmez. Suç basın ve yayın yoluyla işlenirse ceza TCK 218. madde uyarınca yarı oranında arttırılır.TC K 214. maddesinin 3. fıkrasına göre tahrik konusu suçların işlenmesi halinde tahrik eden kişi bu suçlara azmettiren sıfatıyla cezalandırılır.
Yani darbe suçlarından birini tahrik eden kişi darbe teşebbüsü gerçekleşmişse darbe suçlusu gibi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılır. Bir gazeteci ya da akademisyen yazıyla tahrikin ötesinde darbe teşebbüsüne yönelmiş silahlı bürokrasiyle görüş alışverişinde bulunarak teşvik ve özendirmede bulunmuş, öneriler sunmuş veya bu teşebbüse psikolojik zemin hazırlama yönünde misyonlar yüklenmiş ise artık TCK 214. maddedeki suçun dışında darbe teşebbüsü suçlarına iştirak etmekten de yargılanacaktır. Fiilinin niteliğine göre eğer azmettirici eylemlerde bulunmuşsa TCK 38/1 uyarınca aynı cezayla (ağırlaştırılmış müebbet hapis), eğer yardım sayılabilecek eylemlerde bulunmuşsa TCK 39. madde uyarınca (15 yıldan 20 yıla kadar hapis) cezalandırılacaktır. Bu noktada darbe teşebbüsü suçlarında suçun ne zaman işlenmiş sayılacağı önemlidir.
SOYUT TEHLİKE SUÇU
Önemi nedeniyle tekrar etmekte yarar bulunmaktadır. Her üç suç demokrasi açısından soyut tehlike suçu kabul edilerek cezalandırma için suçun tamamlanmış olması aranmamış, suçun işlenmesine yönelinmesi cezalandırma için yeterli görülmüştür. Tankların ve askerlerin harekete geçtiği nokta artık tehlikenin gerçekleştiği noktadır. Oysa soyut tehlike suçlarının özelliği tehlike gerçekleşmeden suçun işlendiğini kabul edip cezalandırmaktır. Bu aşamada söz konusu olan suçun işlenmesine yönelme anlamındaki eylemlerdir. Mesela gayeye yönelik eylemlerin nasıl yapılacağına ilişkin olarak toplanmak, görüş alışverişinde bulunmak, suçun işlenmesine yardımcı olacak kişileri aramak, bu kişileri ikna etmeye çalışmak, bu gayelere yönelik taslak hazırlamak, darbe sonrası görevlendirecekleri belirlemek, bu gayeleri gerçekleştirebilmeyi kolaylaştırmak için bunun zeminini yaratmaya yönelik olarak gazeteci, akademisyen, iş adamı, sendikacı gibi gerçek kişilerle ve dernek, sendika gibi tüzel kişilerle ilişkiler kurmak gibi. Bu durumlardan biri veya birkaçı gerçekleştiğinde demokrasiyi, hukuk devletini, toplumun geleceğini tehlikeye düşürecek suçu işlemeye yönelik teşebbüs gerçekleşmiş ve suç tamamlanmıştır. Suçun işlenmesine yönelik herhangi bir hareket yeterlidir. Bu nedenlerle darbe yapılmasını istemeyi fikir özgürlüğü kapsamında görenlerin paradigmalarını ve ilkelerini gözden geçirmelerinde yarar bulunmaktadır. TCK 4. maddeye göre ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz. Ama yine de bir kez daha hatırlatalım dedik.
*Avukat / umitkardas@gmail.com
|
|
Diğer haberler:
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|