TÜM-DER Eski Genel Başkanı
n.baris@yahoo.com.tr
Balyoz Darbe Planı kapsamında bazı emekli ve muvazzaf subayların tutuklanmaları ve HSYK’nın yargıya müdahalesi sonucu ortaya çıkan gerginliği kurumların gerçek niteliklerini netleştiren olumsuz bir gidişat değil, olumlu bir gelişme olarak değerlendirmek lazım. Yıllarca tartışılmasına cesaret edilememiş ya da tartışılmasına izin verilmemiş üstü örtülü yığınla sorun var. Ülke mevcut durumun sürdürülmesinden çıkarı olanların pozisyonlarını kaybetmeme direnci ve ayak oyunları ile karşı karşıyadır.
Ancak kendisini ülkenin gerçek sahibi olarak gören atanmışların (asker ve sivil bürokrasi) vesayet yönetimi artık sürdürülemez. Bu baskıcı sistemin temel taşları çatırdamaya, cilaları dökülmeye, gerçek tüm çıplaklığı ile hem ülke insanı ve hem de dünyaca görülmeye başlandı. Bu olay geçmiş konumlarının devamında ısrarlı olan statükocular ile AB süreci ekseninde değişim isteyen seçilmişlerin mücadelesi şeklinde seyir izliyor. Böylesi bir süreçte iktidarın kendiliğinden, sessiz, sedasız niteliksel bir değişime uğramasının hemen hemen örneği yoktur. Bu durumu tarafların düşünce ve yönetim biçimlerinin farklılığı olarak algılamak gerekir.
AK Parti bir avantaj
Elbette ki değişim kolay ve gürültüsüz olamaz. Tam da bunu kırılma noktası olarak değerlendirebiliriz. Önemli olan değişimi, despot, otoriter, içe kapanık ve milliyetçi bir zemine değil; çoğulcu, özgürlükçü ve evrensel değerler ile bütünleşen ilkeler eksenli bir raya oturtmaktır. Osman Can’ın deyimiyle “yeni ile eskinin mücadelesi” olarak da değerlendirilmesi mümkün olan bu tarihi kesitte, tarafların tavır ve anlayışlarında bir değişikliğin olmadığı görülüyor. Derin yapılanma yeni olan her şeye direniyor. Burada asıl konu sorumlu olması gereken seçilmişlerin köhne yapıya tavizkâr davranmamasıdır. Değişim ve dönüşümün demokrasiyi eksiksiz içermesi, kimler tarafından yapıldığından daha önemlidir. Değişim isteyenlerin yanında yer almak bir zorunluluktur. Muhafazakâr bir gelenekten gelen AK Parti’nin de değişimin tarafında olması ve hatta buna öncülük etmesi, Türkiye’de büyük sorunları olan Kürtler, Aleviler, diğer azınlıklar ve özgürlükleri savunanlar için bir avantajdır. Ancak Kürtlerin, Alevilerin temsilcisi olarak kamuoyunca bilinen aktörlerin ve pek çok “solcu”nun tavırları hiç de iç açıcı değil: CHP, MHP ve statükocularla birlikte hükümetin atmak istediği demokratik adımlara karşı tavır aldıkları gibi, derin devlet yapılanmasına, eylemlerine ve bu yapının ortadan kaldırılması yönündeki çabalara da kayıtsız kalarak, zımnen destekler bir pozisyonda durmaktadırlar.
DTP’nin devamı olan BDP’nin son olaylar ve AK Parti tarafından meclis gündemine getirilmek istenen anayasa paketi ile ilgili tavrının Kürt halkının demokratik talepleri ile uyum içinde olduğunu söylemek çok zor. AK Parti tarafından getirilecek değişikliklerin evrensel hukuk kurallarıyla uyumlu (tarafsız, bağımsız ve demokratik bir yargı sistemi) olup olmadığını görmeden daha başlangıçta şartlar ileri sürmek halkın sorunlarına öncelik veren ciddi partilerin işi değildir.
Haberin devamını okumak için tıklayın.