1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 03 Eylül 2010 Cuma 06:24
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Sitemiz saat 13:00'dan sonra güncellenmektedir.
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  

Eğer ‘öğrenci andı'mız mahkemelik olursa - Taraf - Istanbul - 24.09.2008

Eğer ‘öğrenci andı’mız mahkemelik olursa   RANA ŞENOL* / Amerika’da da Türkiye’deki gibi öğrenci ‘and’ı var. ABD’de bir veli ‘and’da geçen ‘Tanrı’ kelimesinin çıkarılması için açtığı davayı kazanırken; Türkiye’de ‘Türküm, doğruyum, çalışkanım’ diye başlayıp ‘Ne mutlu Türküm diyene!’ diye biten ‘and’ın kaldırılmasını ya da değiştirilmesini isteyen 42 öğretmen hakkında 6 aydan 2 yıla kadar hapis istemiyle dava açılmış. ABD ile Türkiye’nin farkı da bu.

Share/Save/Bookmark Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült

New York’ta okullar açıldı. Yine başlayacak okul etkinlikleri, bir veli olarak katılmam gereken bir yığın merasim, konser, toplantı. Kara kara bunları düşünürken, birden aklıma okuldaki her etkinlik öncesi maruz kaldığım o işkence anı geldi. Hep birlikte ayağa kalkılıp sağ eller kalplerin üzerine konularak bir öğrenci tarafından taşınan bayrağa dönülüp hep bir ağızdan and içilir. Her okul etkinliğinin değişmez açılış tablosudur bu.

Amerikan bayrağına bağlılık yemini olan bu öğrenci andının sözlerini bilirim ama inatla katılmam; dudaklarımı oynatıyor numarası da yapmam diğer göçmen ana-babalar gibi. Sadece ilgi ve hafif bir hoşnutsuzlukla, burada doğmuş birer asimilasyon ürünü olan çocuklarımın and içişini izlerim sessizce. Evet benim çocuklarım tam asimile. Gayet iyi anlayıp konuşabildikleri bir dili, Türkçeyi, aksanlı konuştukları için ihmal eden, konuşmak istemeyen, kendi köklerinden kopuk, yaşadıkları topluma tamamen uymaya pek hevesli tipik ilkokul öğrencisi ikisi de.

ABD KİMLİKLERİ İNKÂR ETMİYOR

Yaşadıkları ülke, onları kimliklerini inkâr etmeye zorlamıyor ama onlar Amerikalı olmak istiyorlar. Üstelik benim aksi yöndeki tüm bilinçli mücadeleme rağmen. Asimilasyon psikolojisi böyle bir şey işte; içten içe işliyor azınlık çocuklarının ruhuna. Belki de bunu çok yakından gördüğüm için bu derece hassasım Türkiye’deki azınlık çocuklarının o asimile olmuşluk durumuna. Daha da kötüsü Türkiye’dekilerin buna zorlanıyor olmalarına.

Farklılıkları bir zenginlik sayan Amerika’da insanlar etnik kimliklerine sahip çıkabiliyor. Hatta kimlikleri en önemli varlıkları Amerikalıların. Latin Amerika kökenlilerin çocukları bir kelime İngilizce bilmeden okul çağına gelebiliyor örneğin. Ama o çocuklar Türkiye’deki bazı Kürt çocukları gibi daha ilk günden dayak yiyerek başlamıyorlar okul yaşamına. Aksine, okul daha fazla yardımcı oluyor bu çocuklara. Bir bakıyorsun üç aya kalmadan çocuk hâkim olmuş İngilizceye, şakır şakır konuşuyor. Bu çocukların okula başladıkları ilk günle ilgili hafızalarına kazınan anı, kendi kimliklerini onlara sanki kötü, cezalandırılması gereken, yasak bir şeymiş gibi algılatan acı bir tokat olmadığı için de bu çocuklar büyüdüğünde herkesten çok Amerikalı! Kendileri olabildikleri, kendi kültürlerini özgürce, baskı görmeden, yargılanmadan, damgalanmadan yaşayabildikleri bir ülkeyi sevmesinler de ne yapsınlar? Bu kez onlar buraya ait olmak istiyorlar işte. Buna zorlanmadıkları halde; belki de bu yüzden.

BAYRAĞA BAĞLILIK ANDI

Ben bayrağa dönüp o andı içmesem de, Amerikan öğrenci andının buranın insanlarını tek bir etnik kimlik altında birleştirmeye çalışmadığını biliyorum. Benim derdim andın kendisiyle de değil zaten, o bayrağın dünyada simgelediği emperyalizmle kavgalıyım ben. Andın sözlerinde, ‘herkes için özgürlük ve adalet’ dileyen ve bu yüzden hiç bölünemeyecek bir halkın ‘Tanrı’nın emrinde’ yaşadığı cumhuriyete ve o cumhuriyetin bir simgesi olan Amerikan bayrağına bağlı kalınacağı teması var.  Her ne kadar sözü geçen bayrak, kendi ülkesinin sınırları dışındaki diğer ‘herkes’ için özgürlük ve adaletin sembolü olmasa da, laikliğe aykırı kısmı söküp attığınızda kötü bir and değil bu içerik bakımından.

Burada öğrenci andıyla ilgili süregelen kavgaların en iyi bilineni, Kaliforniyalı Michael Newdow’un 2002’de ‘Tanrı’ kelimesinin anddan çıkarılması için açtığı davaydı. Newdow, uzunca bir mücadeleden sonra bu davayı kazandı. Her ne kadar mahkemenin kararı eyalet genelinde tam olarak yürürlüğe konulamadıysa da, bir vatandaşın bunu yapabilme özgürlüğünün olması, yargının da onun yanında yer alabilmesi güzel. İşte andda sözü geçen ‘özgürlük’ bu olsa gerek. Türkiye’de böyle bir şeyi hayal bile edemezsiniz.

Geçenlerde okudum: ‘Türküm, doğruyum, çalışkanım’ diye başlayıp ‘Ne mutlu Türküm diyene!’ diye biten öğrenci andının kaldırılmasını ya da çağdaşlaştırılmasını isteyen 42 öğretmen hakkında 6 aydan 2 yıla kadar hapis istemiyle dava açılmış! Türkiye Cumhuriyeti birçok etnik kimlikten oluşan bir ülke değil mi? Tek bir etnik kimliği öne çıkaran, herkesi bir cendereye sokarcasına o kimlik altında bağdaşık hale getirmeye çalışan bir andı çağdaşlaştırmakta ne sakınca olabilir? Baskın Oran, ‘Ulusunu tek bir etnik/dinsel birimden ibaret sayan ve bunun böyle olmadığını bildiği için de asimilasyondan ayrımcılığa kadar çeşitli baskılar uygulayan bu devlet türü, 1920’ler ve 30’larda kaçınılmazdı. Ülkeyi de dışa karşı koruyordu. Ama şimdi ona içte ve dışta korkunç zarar veriyor. Homojen ulus yaratacağım derken (...) bütün komşularıyla kavgalı, dışta silahlanan, içte durmadan düşman arayan, kronik huzursuz bir ülke yaratıyor’ derken ne kadar da haklı.

Aslında her iki andın da tarihçesine bakıldığında görülüyor ki, bu günkü hallerine gelinceye kadar zaten birçok değişimden geçmişler.

ANDIMIZIN RESMÎ TARİHİ

1892 yılında Francis Bellamy tarafından yazılan ve Amerika’nın Columbus, tarafından keşfinin 400. yıldönümünü anma törenlerinde ilk kez toplu olarak okunan andın orijinal metninde ne ‘Amerikan bayrağı’ ne de ‘Tanrı’nın emrinde’ ibareleri bulunuyordu. ‘Amerikan bayrağı’ ifadesi anda 1923’te girdi. ‘Tanrı’ kelimesi ise, 1940’larda başlayıp 50’lerin sonuna kadar ülkeye hakim olan, adına ‘McCarthyizm’ denen o korkunç komünizm düşmanlığı sürecinde (kesin bir tarih vermek gerekirse 1954’te) eklendi.

Türkiye’deki öğrenci andı ise eski Milli Eğitim bakanlarından Reşit Galip’in 23 Nisan 1933’te çocuklara yaptığı bir konuşmanın eseri. Reşit Galip, aynı gün Çankaya Köşkü’nü ziyareti sırasında ‘Çocuklara armağanım olsun’ diyerek metni Atatürk’e sunmuş. Milli Eğitim Bakanlığı, 10 Mayıs 1933’te, Talim Terbiye Kurulu’nun 101 sayılı kararı ile öğrenci andını uygulamaya koymuş ve öğrencilerin andı her gün tekrar etmelerini zorunlu kılmış. 1972 yılında metin değiştirilip ‘budunumu’ kelimesi ‘milletimi’ yapılmış  ve ‘Türküm, doğruyum, çalışkanım’ diye başlayan cümle ile en sonda yer alan ‘Ne mutlu Türküm diyene’ ifadesi eklenmiş. 1997 yılına gelindiğinde ‘Andımız’ yeniden düzenlenerek bu günkü son halini almış.

ANDLAR DEĞİŞMEZ DEĞİL

Görülüyor ki andlar, kutsal kitaplar gibi değiştirilemez değiller. Bu güne kadar nasıl değişikliğe uğradılarsa bundan sonra da değiştirilmeleri, çağdaşlaştırılmaları mümkün. Bunu önermek bile, Türkiye’de, hele 21. yüzyılda hâlâ bir suç olarak algılanıyor ve 42 öğretmen hakkında bu yüzden hapis istemiyle dava açılabiliyorsa bir şeylerin değişmesi artık kaçınılmaz demektir. Türkiye'nin, önünü tıkayan, özgürlükleri sınırlayan yasalardan artık kurtulması gerekiyor.

Oysa ne olurdu, beyaz yakaları, ışıl ışıl gözleriyle çocuklarımız; Türk’ü, Gürcü’sü, Laz’ı, Çerkez’i, Kürd’ü hep bir ağızdan ‘Ne mutlu Türkiyeliyim!’ diyebilseydi.

Kızımın sesiyle kendime geliyorum. Okula yürümekteyiz ve ben dalıp gitmişim yine. Nerden nereye. ‘Anne, anne!’ Belime sıkıca sarılıyor. Kardeşi de onu izliyor öbür yanımdan dolayarak kollarını. Okula kalan yarım blokluk mesafeyi böyle sarmaş dolaş gidiyoruz. Hem de Türkçe konuşarak.

* ABC Haber Kanalı-Araştırmacı Gazeteci / rana.senol@abc.com

Share/Save/Bookmark Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült

Diğer haberler:
 
Diğer Her Taraf Haberleri:
  Biz yaşadık, gelecek nesiller yaşamasın diye
  Neye ‘Evet’ diyeceksiniz
  Risale-i Nur bağlamında Anayasa değişikliği
  Referandum metni ne diyor, söylemleri ne diyor
  Halk 12 Eylül’de neyi oylayacak
  VESAYETE HAYIR DEMOKRATİK DEĞİŞİME EVET
  Paket ‘kamu çalışanına’ grev yasağı getirmiyor
  BM sadece ‘başörtüsü yasağı’ndan bahsetmedi

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 02.09.2010
Başörtüsü
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 02.09.2010
[Kölelikten Türklüğe]
ARADA
Markar Esayan - 02.09.2010
Bu saklambaçta ebe nerede
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 02.09.2010
Fötr ve kasket
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 02.09.2010
Öcalan Suriye’den nasıl çıkarıldı -1
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 02.09.2010
EVET oyu AKP ilişkisi
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 02.09.2010
Sürgün
MEO VOTO
Mithat Sancar - 02.09.2010
Barışın dili
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 02.09.2010
Biz burnumuzu sokacağız, bilesiniz
EŞİKTEN EŞİĞE
Fikret Doğan - 02.09.2010
Futbolcular ve fahişeler
ÇAYLAK RAPORU
Uğur Karakullukçu - 02.09.2010
Kendi ligine yabancılar
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Haber: Eğer ‘öğrenci andı'mız mahkemelik olursa
03.09.2010 06:24:51