|
|
ZEYNEP MERTOĞLU OĞUR - Kasım ayı sonunda Cumhurbaşkanı Gül’ü ağırlayacak olan İsviçre Konfederasyonu Başkanı Leutard: Birbirimize çok benziyoruz. AB üyesi değiliz ama o kıtaya aitiz
|
Birlikte çok şey yapabiliriz
İsviçre, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü bekliyor. İsviçre yönetimi bu ziyarete büyük önem atfediyor. Yılda sadece bir veya iki devlet başkanı kabul eden ülke "Bu yıl yalnızca Almanya Cumhurbaşkanı Christian Wulff ve siz davet edildiniz" diyerek açıklıyor verdiği önemi. 26 kasımdaki gezi öncesi Türk heyetinin son hazırlıklarını yaptığı ülkede, İsviçre'nin imaj maker'ları (Presence Suisse) son derece yoğun bir programla gazetecileri de ağırladı. Komşunuzdan ödünç bile değil ancak satın alabildiğiniz tuzun neredeyse kutsal sayıldığı bu ülkede diğer ikinci hayati mesele de "entegrasyon" olsa gerek. Geçen yıl camilerde minareyi yasaklayan İsviçre, üzerinden yabancı düşmanı yaftasını atmak için büyük çaba harcıyor.
Gezi kapsamında görüştüğümüz İsviçre Konfederasyon Başkanı Doris Leutard sözlerine "Birbirimize çok benziyoruz" diye başlıyor, "AB'ye üye olmasak da ikimiz de o kıtaya aitiz, Avrupa ideallerini ve kültürünü paylaşıyoruz." Her iki ülkenin de çokkültürlü ve dinsel çeşitliliğe sahip olduğunu söyleyen
Leutard, Türkiye'nin İsviçre'den aldığı Medeni Hukuk’un, iki toplumun da aynı değerler üzerine kurulmasını sağladığının altını çiziyor. Leutard, Türkiye'yle özellikle ekonomik ilişkileri geliştirmek istiyor: “Türkiye'de henüz değerlendirilmemiş bir potansiyel var. Siz tarım ihraç ediyorsunuz, biz ithal ediyoruz. Sizin enerji açığınız var, bizim enerji şirketlerimiz.”
Bir arabulucu ülke olarak İsviçre
Saatleri ve çikolataları kadar "arabuluculuk" kimliğiyle de tanınan ve ABD-Küba; İran-ABD; son olarak da Rusya-Gürcistan arasında arabuluculuk yapan İsviçre, Türkiye- Ermenistan için de yoğun bir diplomasi yürüttü. İsviçre bu misyonuna İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra başlamış.
"Tarafsız bir ülke olarak çatışma halindeki ülkelere önerilerde bulunuyoruz" diyen Leutard sözlerine şöyle devam ediyor: “Türkiye-Ermenistan arasında da rolümüz buydu. Geçen yıl bir protokol imzalandı ama şu ana kadar sonuçlanmadı. Ama "şu ana kadar" sözüne vurgu yapıyorum. Bildiğiniz gibi perde arkasında her zaman görüşmeler olur. Tabii bu her iki tarafın siyasi iradesine bağlı. Görüşmelerin devam etmesi için bir çözüm bulmaya çalışıyoruz.”
Leutard'a Almanya Başbakanı Angela Merkel'in "Ükede herkesin yanyana mutlu bir şekilde yaşadığı çokkültürlü toplum inşa etme çabalarının tamamen başarısız olduğu" sözünü hatırlatıyor ve bir karşılaştırma yapmasını istiyoruz.
Merkel'e hiç katılmıyor Leutard: "Bizde entegrasyon süreci oldukça başarılı. Yüzde 22'miz yabancı. Göçmenleri de eklersek bu rakam yüzde 30'lara çıkıyor. Kolay değil, sorunlar oluyor. Çok çalışmamız gerek. Tabii ki toplumda zaman zaman cesaret kırıcı gelişmeler oluyor ama tüm bunları masaya koymak, diyalog kurmak çok önemli."
Çöp arıtma tesisini gezecek
Gezisinin ilk günü formel buluşmalarla geçecek olan Gül, ikinci günde ekonomiye ilişkin bir yuvarlak masa toplantısı ile yenilenebilir enerji forumuna katılacak. Gül, Thun kasabasındaki çöp arıtma tesisini de gezecek.
‘Minare, ibadetin olmazsa olmazı değil’
Minare yasağının Müslümanların entegrasyon sürecini zorlaştırdığını düşünmeyen Konfederasyon Başkanı, söz konusu kararla dinî özgürlüğe dokunulmadığını savunuyor. "Camiye gitme ve ibadet özgürlüğü korunduğu sürece minarenin önemli olduğuna inanmıyorum" diyen Leutard, hükümetin yasak kararını aslında desteklemediğini ancak halkın kararına saygı duyduğunu ifade etti. Minare olayının ülkede daha yapacak çok şey olduğunu ortaya koyduğunun da altını çizen Leutard, referandum sonrasında Müslüman toplum ve kilise temsilcileriyle görüştüklerini de anlattı. Anayasaya göre İsviçre'nin Hıristiyan değerlere sahip bir ülke olduğunu vurgulayan Leutard, "Devlet dininizle ilgilenmez, o sizin özelinizdir. Önemli olan ne kadar entegre olduğunuzdur" dedi.
Arabulucu olmamızı Ermeniler ve Türkler aynı anda istedi
Görüşmelerin en ilginç ve bilgilendirici duraklarından biri de Dışişleri Bakanlığı'nın Güneydoğu Avrupa Masası'ndan, İsviçre-Türkiye ikili ilişkiler uzmanı Jean-Luc Oesch'le olan randevuydu. Oesch, son dönem ilişkileri "mükemmel ve çok yönlü" olarak tanımladı.
İsviçre'nin Türkiye-Ermenistan arabuluculuk sürecini de yakından takip eden bir isim olan Oesch, ülkesinin rolünün 2007'de başlayıp, protokollerin imzalandığı Ekim 2010 tarihine kadar sürdüğünü söyledi. Kafkaslar ve Balkanlar'ın istikrarının kendi çıkarlarına da olduğunu söyleyen Oesch, arabuluculuk talebinin, bölgesel meselelerle ilgili istişarelerde bulundukları sırada Ermeni ve Türk tarafından eşzamanlı olarak geldiğini anlattı. Tarafların futbol diplomasisi (Cumhurbaşkanı Gül ve Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan'ın birlikte maç izlemesi) dahil birçok düzeyde görüşme yaptığını belirten Oesch, protokollerin imzalanmasından önce gerçekleşen son dakika krizinin, yol haritasından, bir başka deyişle her iki tarafın da bir sonraki adımın ne olacağı konusunda emin olmak istemesinden kaynaklandığını aktardı.
Oesch, protokollerin mevcut durumda her iki ülke meclislerinde onay için beklediğini de anımsatarak İsviçre'nin arabuluculuğunun şu an için devrede olmadığını söyledi.
'Ekseniniz kaymadı'
Her Batılı gibi Oesch de Türkiye'nin ekseninin kayıp kaymadığı sorusuna maruz kaldı. "Türkiye'nin eksen kayması yaşadığı gibi bir izlenimimiz yok" diyen İsviçreli diplomat, bilakis AB üyeliği konusunda istikrar ve taahhüdün olduğunu söyledi.
Türkiye'nin Rusya, İran, Gürcistan ve Ortadoğu ile komşu olduğuna dikkat çeken Oesch, "Ankara'nın bu bölgelerde aktif olmasından daha doğal bir şey olamaz" dedi.