|
|
BURHAN EKİNCİ - Otuz yıllık savaşın kurbanı onlar. Kimi evinden götürüldü, kimi yolda yürürken alındı. Geri dönmediler. Binlerce insan...
|
“Savaş bir gün biterse kendimize şunu sormalıyız; Peki ölüleri ne yapacağız, neden öldüler?” Cesare Pavese.
“Kayıp”, “yargısız infaz”, “faili meçhul” cinayetler... “...evinden çıkarken vurmuşlar”, “...kaçırmışlar”, “Beyaz telsizli Toros marka araçlar var ya onlara dikkat etmek gerek”, “...cesedi falanca yerde bulunmuş...” 1990’lı yıllarda Güneydoğu’da en çok duyduğumuz kelimeler oldu bunlar... Birileri kaçırılıyor, gözaltına alınanların birçoğundan bir daha haber alınamıyordu. Köprü altlarında, dere yataklarında, yol kenarlarında, kimsesizler mezarlıklarından cesetler çıkıyordu. Bazılarından ise aradan yıllar geçmesine rağmen hâlâ haber alınmıyor.
Düşünün ki, sevdiğiniz bir insan aniden kayboluyor. Başvurduğunuz tüm resmi kurumlar size yardımcı olmuyor. Hatta “artık arama” diyor ve tüm başvurularınız sonuçsuz kalıyor. “O kayıp” deyip de artık unutmaya mı çalışırsınız? Bir güven sorunu, yitirilmiş adalet duygusunu yaşamaz mısınız? Sevdiğiniz, kaybedilmiştir, öldürülmüştür, cesedini bulamamışsınızdır, ya da parçalanmış cansız bedenini almışsınızdır, ancak yine de faillerininin yargılanmasıyla adaletin yerini bulmasının yaratacağı rahatlama duygusunu yaşamak istemez misiniz? Kim, sevdiği insanın mezarına gidip bir dua okumak, bir çiçek bırakmak, sadece kemikleri kalmış olsa da ruhu şad olsun diye mezarına bir ağaç dikmek istemez ki?..
Her cumartesi aynı yerde
Bu ülkede bunu yaşayamayan yüzlerce insan var. Ve bu özlemle verdikleri hukuk mücadelesinden bir sonuç elde edemedikleri için yıllardır seslerinin duyulmasını istiyor. İstanbul’da Galatasaray Lisesi önünde ve Diyarbakır’da Koşuyolu Parkı önünde her cumartesi günü biraraya gelerek, yıllardır ses oluyorlar. Sevdiklerinin kendilerine verilmesini, faillerin bulunarak cezalandırılmasını istiyor. Asıl çoğunluk ise susarak, yaşadıkları acıları içlerine gömerek yaşıyor.
Bu yazı dizimizde, çıkarabildiğimiz kayıp ve yargısız infaz, faili meçhul cinayetlere kurban gidenlerin kısa öykülerini okuyacaksınız. İçlerinde, gazeteci, yazar, doktor, eczacı, sağlıkçı, sendikacı, çiftçi, köylü, çoban, üniversiteli, yaşlı, genç, erkek, kadın ve küçük çocuklar var. Yediden yetmişe, her meslekten birileri kaçırılmıştı. Dikkat çeken bir özellik, birçoğunun hikâyesinin aynı olması. Ya telsizli kişiler, ya operasyon esnasında güvenlik güçleri tarafından ya da maskeli kişilerce alıkonuluyorlardı. Gözaltı resmî olmadığı için ilgili makamlar hep inkâr ediyordu.
Başvurular sonuçsuz
Bu öyküleri yazarken, anladım ki acının ne rengi ne de ırkı vardı. Bu acı herkese bulaşmıştı. Bu acıların dindirilmesi için adalet de gereğini yapmamıştı. Bazı dosyalarda soruşturmalar başlatılsa, davalar açılsa da etkili bir yargılama yapılmamıştı. Hiçbir fail yargılanmamış, dosyalar tozlu raflara terk edilmişti. Faillerin kim oldukları bir türlü açıklanmadı. Ailelerin yaşadıkları da benzerdi. Kaçırılmadan sonra en yakın karakollara, savcılıklara koşmuşlar, Valiliklere, Başbakanlığa, Cumhurbaşkanlığı’na başvurmuşlar. Kendi oylarıyla seçilen milletvekillerine sormuşlar. Ancak verilen cevaplar hep aynı olunca aileler soluğu AİHM’de almış. Sonuç: Mahkûmiyet.
Faili meçhuller ‘Diyar’ı
Kısa öykülerini vererek anlatmaya çalıştığımız bu acıların, rakamlara yansıması da en az sözler kadar korkutucu, can yakıcı.
Haberin devamını okumak için tıklayın.