|
|
|
|
|
|
Gece yarısı önderlik krizi -
Taraf/KURTULUŞ TAYİZ/SİLOPİ
- Istanbul -
21.10.2009
|
|
|
‘Önderlik’ kelimesini kullandıkları için tutuklanmaları istenen beş kişiyi DTP lideri ikna etti... DTP ve İçişleri’nin mutabakata vardığı ifade metnini tekrarlayan 29 kişi hemen serbest bırakıldı. Ancak Kandil’den üç, Mahmur’dan da iki kişi, bu mutabakatın dışına çıkıp ‘önderlik’ sözünü kullandı. Savcı beş kişiyi tutuklama istemiyle mahkemeye sevk edince kriz yaşandı. İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Osman Güneş ile görüşen DTP lideri Türk “15 yıldır dağdalar. Bu psikolojiyi gözetin” dedi. Metin “Öcalan’ın çağrısı var. Barışçıl çözüme katkı için kendi irademle geldim” olarak değiştirildi. Türk, beş kişiyi metin için ikna edince kriz çözüldü
|
DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ile İçişleri Bakanı Beşir Atalay arasında iki gün önce 10 saate yayılan görüşme trafiğinin ardından atlatılan 221. madde krizine önceki gece çok daha kritik bir ‘kriz’ eklendi. Mahmur ve Kandil’den gelen 34 kişilik grubun içinden beş isim, DTP ve İçişleri Bakanlığı arasında ‘mutabakata varılan’ ifade metninin dışına çıkmıştı. Kandil’den gelen Elif Uludağ, Hidayet Yakut, Hüseyin İpek ile Mahmur’dan gelen Nurettin Turgut ve Musa Tomak, savcılara diğerlerinden ‘farklı’ ifade verdi. Savcıların tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk etmelerine neden olan o ifadeler dört kelimeden oluşuyordu: “Türkiye’ye önderliğin çağrısıyla geldim.”
Farklı ifade sorun oldu “Denizden geçip derede boğulma” deyimini anımsatan bu gelişme son günlerde doruğa ulaşan barış ümitlerinin bir çırpıda sönmesine yol açabilirdi. Ahmet Türk, bu gelişmeden haberdar olduğunda saatler gece yarısını biraz geçiyordu. Bir grup milletvekiliyle Habur Sınır Kapısı’na giden Türk, krizin ayrıntılarını öğrendi. Kandil’den üç, Mahmur’dan iki olmak üzere beş kişi, diğerlerinden farklı ifade vermişti. Diğer 29 kişi, daha önce anlaşılan ortak metni tekrarlamıştı: “Öcalan’ın ‘gelin’ çağrısı vardı. Türkiye’de ise demokratik açılım süreci başlamıştı. Bu sürece katkı sunmak ve 25 yıldır süren savaşı sona erdirmek için Türkiye geldik.”
Kriz nasıl aşıldı Haklarında tutuklanma istemiyle mahkemeye sevk edilen beş kişi ise sadece “Ben Önderliğin çağrısı üzerine geldim” demekle yetinmişti. Bundan dolayı savcılar, bu kişilerin tutuklanmasını talep etmişti. İfadelerin alındığı Habur Sınır Kapısı’ndan bir saat olsun ayrılmayan İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Osman Güneş, karşısında duran Ahmet Türk ve üç milletvekiline ilk söylediği sözler şunlar oldu: “Bu beş kişinin ifadesi yasalarımıza göre suç. Bizim de hukukumuz var, savcılarımız bağımsız.” O saatten itibaren sabah 04.00’a kadar Türk ve yanındakiler ile Güneş arasında ‘diplomatik’ pazarlıklar başladı. Türk’ün ilk tepkisi, “Onlar 10-15 yıldır dağdadır, Öcalan’a bağlılıkları biliniyor. Geliş amaçları da belli. Diğerleriyle ifadelerinde büyük farklılıklar yok. Savcıların amaçları ne anlayamadım. Tüm süreç boşa çıkacak. Bundan çıkış yolu olmalı. Asla tutuklanmamalılar” sözleri oldu. O andan itibaren karşılıklı olarak nelerin yapılabileceği tartışıldı. Güneş, “Savcılara ifadelerin hâkim karşısında tekrarlanmamasını istedi. Diyarbakır Barosu Başkanı Emin Aktar ile Şırnak Barosu Başkanı Nuşirvan Elçi’nin de hazır bulunduğu görüşmede şu üç cümlede uzlaşıya varıldı: “Öcalan’ın çağrısı var. Demokratik açılıma ve Kürt sorununun barışçıl çözümüne katkı sunmak amacıyla kendi irademle Türkiye’ye geldim.”
Görüşmeler sonuç verdi Ahmet Türk, avukatlarla toplantıya geçtiğinde saatler 03.00’ü gösteriyordu. Haklarında tutuklanma talep edilen beş kişinin hâkim karşısında bu üç cümlelik ifadeyi vermelerine ikna edilmesi gerekiyordu. Savcılara verdikleri ifadenin tekrarı durumunda tutuklanmaları an meselesiydi. Avukatlar, bu beş kişiyi ikna etmek için başladıkları görüşmeler bir türlü nihayete ermiyordu. Müsteşar Ömer Güneş, bir kez daha devreye girerek bu kişilerin hakim karşısına geç çıkarılmasını sağladı. Bu kişiler ikna edilmeden hâkim karşısına çıkarıldıkları takdirde tutuklanabilirlerdi. Avukatların ikna görüşmeleri uzadıkça uzadı. Heyecanlı bekleyiş yerini tedirginliğe bırakıyordu. Bu süre saat 13. 00’a kadar sürdü. Mahkemeye sevk edilen beş kişinin bırakılması, görüşmelerin olumlu bir neticeye ulaştığını da göstermiş oldu.
10 yıl sonra ikinci kez ‘Hoşgeldiniz’ Seydi Fırat, 9 Ekim 1999’da PKK lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine Kandil’den Türkiye’ye gelerek teslim olan “Birinci Barış Grubu”nda yer alan sekiz kişiden biri. 10 yıl aradan sonra Seydi Fırat bu kez de, yine Öcalan’ın benzer bir çağrısı üzerine Mahmur ve Kandil’den gelen gruplara öncülük etmekle adını duyurdu. Üç gün önce Mahmur Kampı’na giderek Türkiye’ye gelecek olan grupların belirlenmesine tanıklık eden Fırat, şunları anlattı: “Gider gitmez ilgi odağı oldum. Bu deneyimi yaşayan biri olarak tecrübelerimi aktarmamı istediler. Ben de 10 yıl önce Türkiye’sinin ayrı olduğunu söyledim... 10 yıl önce bizi bir tuğgeneral karşılamıştı. ‘Vatana hoşgeldiniz’ demişti. Teknik olarak iyi bir hazırlıktı. Ama bize Türk Ceza Kanunu’nda yer alan ‘pişmanlık yasası’nı adres olarak gösterdiler. Bunu kabul edemezdik. Ve bunun için de beş buçuk yıl hapis yatmak zorunda kaldık.”
Vali Yardımcısı’nın çabaları Seydi Fırat, Mahmur’a iki gece kaldığını belirterek yola 15-20 araçlık bir konvoyla çıktıklarını ancak konvoyun Türkiye’ye yaklaştıkça çığ gibi büyüdüğünü söyledi. “Ben de şaşkındım. Bizim gelişimizde böyle bir yoğun ilgi söz konusu değildi” diyen Fırat, geliş hikayesini şöyle aktardı: “Oraları çok iyi tanımıyordum. Duhok’ta Kandil’den gelen sekiz kişilik grupla birleştik. Habur Sınır Kapısı’na dört kilometre kala o kadar çok eziyet çektik ki anlatamam. Kalabalık kitleler konvoyun hareketine izin vermiyordu. Neredeyse sürünerek geldik desem abartılı olmaz.” Sınır kapısına yaklaştıklarında kendisiyle birlikte bu gruba sözcülük yapan üç kişiyle birlikte Türk tarafına geçerek bir ön görüşme yaptıklarını belirten Fırat, o görüşmenin ayrıntılarını da şöyle anlattı: “Bizi Vali Yardımcısı Abdullah Akdaş ve sivillerden oluşan bir grup karşıladı. Akdaş ‘hoşgeldiniz’ dedi. Grup sözcüleri Türkiye’ye geliş amaçlarını anlatmaya başladılar. Öcalan’ın çağrısı üzerine Türkiye’ye gelmeye karar verdiklerini belirttiler. Amaçlarının Kürt sorununun barışçıl çözümünün önünü açmak olduğunu vurguladılar. Devletin yetkili kişilerine iletmek için getirdikleri iki sayfadan oluşan mektuptan bahsettiler. Devletin karşılarına pişmanlık yasasını çıkarmalarının kendilerini inciteceğini özellikle vurguladılar. Görüşme bir saat sürdü. Vali Yardımcısı ise, kendilerine yardımcı olmak amacıyla orada bulunduklarını, ellerinden gelen her şeyi yapacaklarını belirtti. Yaklaşımları insancıldı, olumlu bir görüşmeydi. Ben gelenlerin savcılık işlemlerinin ardından serbest bırakılacaklarına inanıyorum.”
Serbest bırakılma sözü Fırat’a bu inancının somut bir bilgiye dayanıp dayanmadığını sorduğumda “Serbest bırakılacaklarına dair bir duyum almıştım. Devletin TCK’daki ‘Etkin Pişmanlık Yasası’nı düzenleyen 221. maddesinin şart koşulmayacağını duymuştum” dedi. Bu bilgisinin resmi olup olmadığını sorduğumda Fırat’ın yüzünü bir tebessüm kapladı ve “değil” demedi. Seydi Fırat’a perde arkasında gelenlerin serbest bırakılacaklarına dair bir söz verilip verilmediğini sorduğumda da yine Fırat’tan ‘hayır’ yanıtı almadım. Yüzünde beliren anlamlı tebessümü ise devletin resmi olmasa da gelenlerin serbest bırakılacaklarına dair sözler verdiğinden emin oldum.
|
|
Diğer haberler:
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|