Araştırma ve Öğretim Görevlisi
Amsterdam Üniversitesi
Türkiye’de şimdiye kadar, bireyleri kitleye, kitleyi halka, halkı da millete eşitleyerek oluşturulan “biz” denkleminin “sabitlerinden” kabul edilen, her an her yerde olup ‘bazı geceler ansızın gelebilen’ milliyetçi ‘güruh’ ortaya çıkmıyor artık. İsminin sonuna bir ‘cik’ eklenmesine tav olarak ölmek ve öldürmek istemesi beklenen binlerce ‘Mehmet’ ortada yok. Bu yüzden ölümün ve şiddetin toplum refahı için kaçınılmazlığına gönülden inanmış ulusalcılar nefret sloganlarını haykırmaya ve küçük çaplı şiddet oyunlarını gösterime sunmaya devam ederlerken sahnede tek başlarınalar. Kimse figuran rolünü üstlenmiyor. Bu ne demektir? Yavaş yavaş muktedirliklerini yitiren ulusalcı toplum mühendisleri bir ‘Mehmet’ler güruhu tarafından niçin kurtarılmıyorlar? Ulusalcı ontolojinin lineer toplum modelindeki milliyetçi sabit neden etkisini göstermiyor?
Pratiği olmayan bir teori
Bu soruları yanıtlamak için şu saptamayı yapmak zorundayız: “Milliyetçilik sabiti”, dikte edenin, yani ulusalcı toplum mühendisinin, dikte ettirdiğini sandıklarını, yani aslında tek tek bireyler olan ama tekil bir aktör gibi algılanan insanlar topluluğunu, küçümsemekten fark edemediği garip bir yanılgıdır aslında. Çünkü bu ilişkide “ulus” söylemi “patriotism” ile etkileşmektedir. Bu etkileşim içerisinde uhrevi, kadim, dolayısıyla soyut ve dikte edenin algısında ancak tek tanımlılıkla var olan “ulus” ile dünyevi, her bireyin yaşadığı süre kadar geçmişi olan, dolayısıyla somuta dair ve her zihinde durmadan farklılaşan, kaçınılmaz biçimde çok tanımlı “patriotism” arasındaki fark dikte ettirenin gözünden kaçarak derin bir yanılgıya yol açar: Pratiği olmayan bir teorinin teorisyeni olan ulusalcı mühendis, teorisi olmayan bir pratiğin sahipsizliğini keşfettiğini ve dahası bunu fethedebileceğini sanır. Sınırsız ukalalığı ile bu pratiği kendi teorisin empirik karşılığı olarak kullanabileceğine inanır. Böylece “ulusalcı” teori pratiğini “patriotism”de bulduğu yanılgısına düşer. İşte bu yanılgı ile tarihe bakan ulusalcı toplum mühendisi ‘patriotism’in ele geçmez dinamiği ile yakından ilintili, son derece karmaşık ve çizgisel olmayan bir olaylar dizgesini kendi ontolojisinin doğruluğunun yadsınamaz ispatları olarak görmeye başlar. Örneğin, bir savaşı bir olaylar silsilesi olarak algılayıp gerçek (etten ve kemikten) aktörlerden başlayan bir çözümleme yaparak, kaçınılmazlık ve eğretilik arasında durmadan gidip gelen gerçekliğin bütünsellik izlenimini ortaya çıkaran tek parçalılıklarını kendine özgü anlamları ile yeniden yakalamaya çalışmak yerine, bu olaylar silsilesini tekil bir varlığın başka bir tekil varlıkla mücadelesinin basit hikâyesine indirger ve çizdiği bu soyut resimde milliyetçi teorinin pratik bir izdüşümünü gördüğünü sanmaya başlar. Bu yüzden, ulusalcı toplum mühendisi son derece karmaşık bir olaylar silsilesini kapsayan bir savaşın başına sonradan eklediği bir sıfatın (örneğin “kurtuluş”) olan biteni tümüyle açıkladığına inanır.
Haberin devamını okumak için tıklayın.