|
|
Stratfor’un derin postasına göre, geçen sene Hizbullah liderlerinin serbest bırakılmasının ardında, onları PKK/BDP bloku ve Gülen cemaatine karşı siyasi güç olarak kullanma niyeti vardı
|
Türkiye’de yaşanan ve iktidar mücadelesi olarak yorumlanabilecek neredeyse tüm gelişmelere Stratfor uzmanlarının analizlerinde geniş bir yer verilmiş. Ocak 2011’de Hizbullah’ın askerî kanadının serbest kalmasına Stratfor uzmanları da kayıtsız kalmamış. Bu kapsamda Stratfor’un Türkiye uzmanı Emre Doğru 7 Ocak 2011’deki tahliye kararını Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yaklaşan seçimler öncesi bir manevrası şeklinde değerlendirdiği “Tartışma- Hizbullah, PKK, Gülen ve AKP’nin yeni Kürt stratejisi” başlıklı analizini diğer uzmanlara sunmuş. Yazışmanın başında Hizbullah’ın kısa bir tarihçesini sunan Doğru, Hizbullah liderlerinin cezaevinden çıkmasıyla örgüt tarihinde üçüncü bir döneme girildiğini savunarak şu tesbitlerde bulunmuş: “Hizbullah’ın üst rütbeli üyelerinin serbest kalması grubu yeniden canlandıracak. Elbette bir soru cevapsız kalıyor: Neden şimdi?”
Cemaat-PKK-Hizbullah dengesi
“Kürt sorununa müdahil olma hakkını ve gücünü kendinde gören üç ana hareket/blok var. İlki Hizbullah/Mazlum-der (onun sivil toplum kuruluşu). İkincisi PKK/DTK (sivil kuruluş)/BDP (siyasi parti). Üçüncüsü, Gülen hareketi. Erdoğan bu üç hareketin en tepesinde ve her birinin diğerini dengelemesi için gerekeni yapıyor. Onları birbirine karşı kullanıyor ve hiçbirine hükümetine meydan okuyacak bir güç kazanmasına imkân tanımıyor. Bu, Erdoğan’a dikenli konular girmeden zaman kazanmayı sağlıyor. Şunu asla unutmayın ki Kürt sorunu Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük sorunu ve siyaseten çok riskli. Erdoğan Kürt sorununu Cumhurbaşkanı olunca çözecek. [...] Şimdilik zamana ihtiyacı var. Yani bu gruplar arasında bir güç dengesine. Bu bilgiyle önümüzdeki örnek, Erdoğan’ın Hizbullah’ı diğer ikisine karşı kullandığını gösteriyor. Neden mi? Çünkü genel seçimlere yalnızca altı ay kaldı ve Kürt konusundaki siyasi tartışmalar şu anda PKK/BDP blokunun hakimiyetinde. Anadil konusunu başarıyla tartışmaya açtılar, kimseyi kışkırtmamak için dikkatli davrandılar ve son birkaç haftadır meseleye hâkim oldular. Eminim ki devlet ve AKP bünyesinde de bu tartışmalara nasıl cevap verileceği konusunda ayrışmalar yarattılar. Gül’ün Erdoğan’a nazaran PKK’ya daha yakın bir söylemi olduğu görülüyor.
Mücahit Arslan’ı devreye soktu
[...]Üç hafta önce Erdoğan’ı ciddi bir şekilde zorlayabilecek bundan çok daha önemli bir olay meydana geldi. İlk kez, PKK lideri Öcalan, cezaevinden bir mesaj göndererek Gülen cemaatine el uzattı. PKK’nın bölgede ne kadar güçlü olduğunu ve Gülen hareketinin neredeyse tüm faaliyetlerini engellediğini düşünürseniz, bu gerçekten oyunun kurallarını değiştiren bir şey. [...] Bu iki ana blok arasındaki işbirliğinin AKP için ne anlama geldiğini düşünün. Erdoğan bu olasılığa göz yumamaz. Benim tahminim, Erdoğan bizzat gayrıresmî özel kalem müdürü Mücahit Arslan’a, ki AKP’nin içinde Hizbullah blokuna en yakın isim o, bu durumu organize etmesini söyledi. Erdoğan’ın heyetiyle yurtdışına giden kaynaklarım Arslan’ın Erdoğan’ın heyetinin kralı olduğunu ve herkes için her şeyin sorumlusu olduğunu söyledi. Şimdi bazı haberlerde Hizbullah’ın 2011 seçimlerine katılmanın yollarını aradığını öne sürüyor. [...] Fakat Kürt bölgelerinde PKK’ya karşı güçlü bir cephe oluşturacağı kuşkusuz, bu da AKP’nin çıkarlarına yarıyor.”