|
|
Dört yıl dört ay önce katledilen Hrant Dink’in oğlu Arat Dink, Başbakan Erdoğan’ın 24 Ocak 2007’de kendilerine söylediği tarihî sözü açıkladı
|
Yaşanan her acı hatıranın sebepleri üzerine elbette naif açıklamalar üretilebilir. Bu naif açıklamalara öncelikli olarak gönül indirilmesi üzerine de söylenecek söz vardır kuşkusuz; ancak bu yazının konusu değil. Konumuz babamın valilikte tehdit edildiği görüşme. Bu görüşmenin tehdit içermediği gibi naif bir ihtimalden söz edilebildiğine göre bu ihtimali irdelemek de bize düşsün.
Bu ihtimale göre; bir gün bir Ermeni gazeteci, yazdığı bir haberle ilgili vali yardımcısı tarafından valiliğe görüşmeye çağırılabilir. Gelirken haberle ilgili elindeki bilgi ve belgeleri getirmesi de istenebilir. Bu durum pekâlâ vali yardımcısının entelektüel ilgisinden kaynaklanıyor da olabilir. Gittiğinde vali yardımcısının odasında, iki kişiyle birlikte oturuyor olduğunu görebilir. Vali yardımcısı bu iki kişinin yakınları olduğunu, görüşmede bulunmalarında bir engel olup olmadığını sorabilir. Gazeteci elbette bir mahsuru olmadığını söyler. Bir vali yardımcısının yakınlarının ne mahsuru olabilir?
Bu görüşmede yazdığı yazıların kendisi ve tüm Ermeniler için bir takım olumsuzluklara sebep olabileceği ihtimalinden söz edilebilir. “Aman yanlış anlamayınız, hani biz sizi biliyoruz, Ermenileri de severiz, hatta bizim bir Ermeni komşumuz vardı...” falanla da bu kaka düşüncelere kesinlikle kendileri tarafından sahip olunmadığı, ama TOPLUM’da da bu tür şeylerin maalesef olabileceği hatırlatılır. (anlaşılan o ki bu TOPLUM da Agos’un sürekli okurudur.)
Burada şöyle bir ihtimal ortaya atılabilir kuşkusuz. Gazeteci, bu ülkedeki en netameli alanlardan birinde el yordamıyla bir patika açmaya çalışacak kadar zekâ sahibidir, ama başına gelebilecekler konusunda düşünecek kadar zeki değildir veya bunu düşünmeye zaman bulamamıştır. Devlet de (burada vali yardımcısı ve yakını) hüsnüniyetle “bak oğlum” diye başlayarak başına gelebilecekleri gösterme gereği görmüş olabilir. Ne kadar uğraştımsa da bunun tehdit kokmayan bir biçimini yazmayı başaramadım. Ama diyelim ki Devlet bunun tehdit içermeyen bir biçimde yapabileceğine gerçekten inanmıştır. Hatta tehdit olarak algılanabileceği aklının ucundan bile geçmemiştir. “Biz sizi biliyoruz da sokaktaki adam ne bilsin” cümlesi bu ihtimalin akla geldiğinin bir göstergesi olamaz kuşkusuz.
Gazeteci, görüşmeden çıktığında -çok zeki biri olmadığından- hemen komplolara gönül indirir. O vali yardımcısının yakınlarının aslında istihbaratçı olduklarını (ki bunun doğruluğu yıllar sonra kanıtlanacak) ve kendisini üstü kapalı tehdit ettiklerini, gözdağı verdiklerini ve bunu vali yardımcısıyla birlikte onun odasında yapmaya cüret ettiklerini düşünür. Sözüm ona elindeki belgeleri görmek istemişlerdi ama sormadılar bile, kendisi hatırlatmasa dosya elinde çıkacaktı neredeyse...
İlerleyen günlerdeki gelişmeler de ona hep o odayı hatırlatır. Sözü edilen TOPLUM, o odada söylenenlerin haklılığını ispat etmek istercesine, gelir kapısına dayanır. “Hrant hedefimizsin!”, “Bir gece ansızın gelebiliriz!”, “Hrant Kaşıma”, “Bir yiğit sen misin?”, “Ermeni yurttaşları rahatsız etme!” gibi sloganlar yargılandığı mahkemelerle birlikte kalan ömründe eksik olmaz. Ve bir gün öldürülür.
Anlatmaya çalıştığım gibi, babamın tehdit edildiği görüşmede bulunan vali yardımcısı ve istihbaratçıların masum olmaları gibi naif bir ihtimal de var. Dolayısıyla o kişilerin amirlerinin masum oldukları gibi naif bir ihtimal de. Ancak bu ihtimalin doğru olabilmesi için -yani söylendiği gibi, haberin Ermeniler ve Hrant Dink üzerinde bir tehdit yarattığı kaygısıyla o görüşmenin yapılmasına gerek görülmüşse- Ermeniler ve Hrant Dink üzerinde tehdit oluşmasına sebep olan onlarca başka haber için de benzer bir uygulamaya gidilmiş olması gerekmez mi? Üstelik o haberler daha geniş bir TOPLUM’un okuduğu gazetelerde yayımlanmışsa...
Naif ihtimaller üzerine konuşurken şu da akla geliyor: Mesela siz İstanbul’un valisisiniz. MİT ve/veya Genel Kurmay’dan Hrant Dink ile “uyarı” mahiyetinde bir görüşme yapılması “tavsiye” ediliyor. Ne yaparsınız? Bunu üstlerinize yani İçişleri Bakanlığı’na veya Başbakanlığa sorup kendinizi güvenceye alarak yapabilirsiniz (elbette bu “tavsiye” direkt oralardan yani hükümetten gelmemişse).
Haberin devamını okumak için tıklayın.