|
|
ÜMİT KARDAŞ * / Dünyada birçok ülke güvenlik ve istihbarat servislerine ilişkin reformlarını 1980’lerde tamamladı
|
Demokratik gözetimin bel kemiği sayılan açıklık ve şeffaflık kavramlarının aksine, istihbarat servisleri genelde gizlilik içinde faaliyet gösterirler. Gizlilik, servislerin operasyonlarına karşı kamudan gelecek sorular karşısında bir engel oluşturacağından, parlamentonun ve özellikle yürütmenin operasyonları yakından takip etmesi önemlidir. İstihbarat servislerinin özel hayat veya haberleşmeye müdahale edebilmek gibi özel yetkileri bulunmaktadır. Bu yetkilerin insan haklarını kısıtlayabileceği açıktır ve bu nedenle belirlenmiş gözetim kurullarınca izlenmeleri gerekir. Avrupa Birliği Parlamenterler Meclisi 1402 sayılı tavsiye kararında iç güvenlik servisleri sıklıkla yeterince kontrol altında tutulmadığından, kanuni ve anayasal güvenceler sağlanmadığı sürece insan hakları ihlalleri ve yetkilerin kötüye kullanılması riskinin yüksek olduğunu belirtmektedir. İstihbarat servisleri, değişime karşı içten gelen bir direnç gösteren ve belirli bir ölçüde bürokratik atıllığa sahip geniş devlet bürokrasileridirler. Bu nedenle yürütme ve parlamento gibi dış kurumlar arzulanan değişimlerin verimli bir biçimde gerçekleştirilmesini sağlama almak zorundadırlar.
İstihbarat servisleri, olası tehdit değerlendirmesi yapmakla görevlidir. Devletin asker, polis, sınır polisi gibi güvenlik görevlileri için bu değerlendirme bir hareket noktası oluşturduğundan, bu tehdit değerlendirmelerinin demokrasinin rehberliğinde yapılması önemlidir. Çünkü söz konusu değerlendirmeler genelde ciddi siyasi içerikleri bulunan tehditlere öncelik verilmesini ima eder. Otoriter rejimden demokrasiye tam olarak geçememiş ülkelerin güvenlik ve istihbarat servislerinin başlıca görevi otoriter yapıyı baskıcı bir işlevle korumaktır. Bu nedenle eski güvenlik ve istihbarat servislerini reformdan geçirilip demokratik servislere dönüştürmek bir baskı aracı olmaktan çıkarıp, güvenlik politikasının modern bir aracına dönüşecekleri bir reformdan geçirmek yürütme ve parlamentonun izleme işlevini özenle yerine getirmesine bağlıdır.
Hukukun üstünlüğü, demokrasinin temel ve ayrılmaz bir unsurudur. İstihbarat servisleri ancak hukuki biçimde kurulup, yetkilerini hukuki düzenlemelerden aldıkları sürece meşru kabul edilebilirler. Bu tür bir çerçevenin olmadığı yerde devlet adına yürütülen eylemlerle, teröristler de dahil olmak üzere kanuna karşı gelenlerin eylemlerini birbirinden ayırma imkanı kalmaz. Ulusal güvenlik, en olağanüstü durumda bile, hukukun üstünlüğü ilkesinin ve dolayısıyla demokrasinin terk edilmesi için bir mazeret olamaz. Aksine, istihbarat servislerinin istisnai yetkileri hukuki bir çerçeve ve yasal denetim sistemi içine oturtulmalıdır. Bu yaklaşım söz konusu teşkilatların meşruiyetini sağlar.
Özel yetkiler hukuka dayanmalıdır
Hukukilik, istihbarat servislerinin iç hukukta yer alan yetkilerini aşan hareketlerde bulunmamasını gerektirir. İstihbarat servislerinin, Avrupa Sözleşmesi ile güvence altına alınmış insan haklarına müdahalesi ancak Sözleşme anlamında meşru görülebilir. Mesela AİHM, Yunanistan Ulusal İstihbarat Servisi'nin Yehova Şahitlerini yetkisi dışında gözetlemesini, herkesin özel hayatına saygı gösterilmesini güvenceye alan AİHS 8. maddesinin ihlali olarak kabul etmiştir. (AİHM, 1999, "Tsavachadis Yunanistana Karşı"). Hukukun üstünlüğü göstermelik bir hukukilikten daha fazlasını ister. Burada yasanın niteliği önem kazanmaktadır. Yasanın niteliği yasal rejimin net, öngörülebilir ve erişilebilir olmasını gerektirir. Yine AİHM, Rotaru/Romanya davasında yasanın, dosyaların yaşına ve ne şekilde fayda sunabileceklerine ilişkin prosedürleri ortaya koymadığı ve bu prosedürlerin izlenmesi yolunda herhangi bir mekanizma oluşturmadığı için dayanak ve prosedürler bakımından yeterince açık olmadığına hükmetmiştir.
Haberin devamını okumak için tıklayın.