|
|
|
|
|
|
Kelimeler hakikatin önüne geçmemeli
- Taraf
- 05.01.2012
|
|
|
ÜMİT KARDAŞ * / Tehcir nedeniyle insanlığın vicdanında mahkûm olmak, soykırımla suçlanıyor olmaktan daha haysiyet kırıcıdır
|
Rafael Lemkin ve Soykırım
Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi kararında “suçların suçu “olarak tanımlanan “soykırım” kelimesini ilk ortaya atan kişi Polonyalı Yahudi bir avukat olan Rafael Lemkin’di. Lemkin, 1948’te uluslararası bir suç haline getirilen Birleşmiş Milletler Soykırımı Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesi’nin kabul edilmesini öneren ve bu konuda yoğun girişimlerde bulunan bir hukukçuydu. Lemkin, genç bir hukukçuyken insanın insana karşı insanlık dışı mezalimini araştırmaya yönelmişti. 1921 yılında Talat Paşa’nın Berlin’de bir Ermeni genci tarafından öldürülmesi davasıyla ilgilenen Lemkin, dava dosyasından hareketle Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşananlarla ilgili bir dosya oluşturmaya başlamıştı. Profesör hocasıyla davayı tartışması sırasında Talat Paşa’nın eylemleri nedeniyle yargılanmasını gerektirecek hiçbir uluslararası hukuk kuralının bulunmadığını öğrenmesi ve hocasının bu durumu çiftçinin kümesindeki tavukları öldürmesinin hesabının kendisinden sorulamayacağı örneğiyle açıklaması Lemkin’i derinden sarsmıştı. Ermeniler’in 1843-1915 arası Osmanlı yönetimi tarafından uğratıldıkları mezalim (zulümler zinciri) Lemkin’in barbarlık suçu olarak adlandırdığı soykırımı kavramlaştırmasında etkili olmuştur. Lemkin, 1933’te Madrid’de Milletler Cemiyeti’nin düzenlediği uluslararası hukuk konferansında ilk kez “soykırım” kelimesinin öncüsü olan “uluslararası hukuk suçu” kavramını kullanmıştır. 1946 yılında BM Genel Kurulu, Soykırım Deklarasyonu’nda soykırımın bütün grupların var olma hakkını ortadan kaldırdığını, bunun insanlığın vicdanını şok ettiğini belirterek, soykırımı “uluslararası hukuk kapsamına giren bir suç” olarak oybirliğiyle kabul etti. Ancak Lemkin’in arzusu, bunun ötesinde soykırımın suç olarak işlenmesinin önlenmesi ve cezalandırılmasına yönelik bir sözleşmenin yapılmasıydı. Nitekim bu arzusu da 1948 yılında BM Soykırım Suçunu Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesi ile gerçekleşecekti. Lemkin, 1959 yılında 59 yaşındayken yoksul bir halde New York’ta bir otel odasında öldü. İnsanlar yalnız bıraktıkları bu idealist insanlık savunucusunun mezar taşına hiç olmazsa “soykırım sözleşmesinin babası” yazma inceliğini gösterdiler.
Ermeni meselesi
1909 Adana Katliamı’ndan sonra 1913’e kadar süren bir iyi niyet dönemi görülmektedir. İTC militan Taşnak Partisiyle ilişki geliştiriyordu. Demokratik bir partiye dönüşen bu parti 1912’de yenilenen Meclis-i Mebusan’da üç üyeyle temsil ediliyordu. Bu mecliste ayrıca altı bağımsız Ermeni üye bulunuyordu. (1876 Meclis-i Mebusanı’nda da 67 Müslüman, 48 Gayri-Müslim üye bulunuyordu). Ancak I. Balkan Savaşı’ndaki yenilginin ardından 1913 yılı Ocak darbesiyle iktidarı ele geçiren (Babıali Baskını) İTC, Talat Paşa’nın öncülüğünde etnik toplulukları anayurtlarından tehcir etme ve daha önce hiç yaşamadıkları bölgelere dağıtma üzerine kurulu nüfusu homojenleştirme planları hazırladı. Kürtler, Ermeniler ve Araplar gönderilecek yerlerine Boşnaklar, Çerkesler ve diğer Müslüman göçmenler getirilecek, yerlerinden edilen etnik gruplar gittikleri yerde nüfusun yüzde onundan çoğunu oluşturmayacaktı. Ayrıca bu gruplar hızla asimile edileceklerdi. Zaten 1914’te Rumlar batı kıyılarından zorla tehcir edilmişlerdi.
1895’te başlayan ve 1909’da devam eden Hıristiyan katliamları ve etnik temizliği 1915’te doruk noktasına varıyordu. Hıristiyan liderleri provokasyonları görmezden gelmeyi öneriyorlardı. Bazı Müslümanlar da daha büyük katliamların gerekli olduğunu düşünüyorlardı. Enver Paşa için emir komuta dışında örtülü operasyonlar yapacak özel görev kuvvetlerinin varlığı önemliydi. Balkan Savaşından önce kurduğu gizli bir örgüt olan Teşkilat-ı Mahsusa’yı daha sonra devlet organına dönüştürdü.
Haberin devamını okumak için tıklayın.
|
|
Diğer haberler:
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|