Özgür Eğitim-Sen Yönetim
Kurulu Üyesi
ufukcoskunn@gmail.com
“Nefret suçları” uzun zamandır insan hakları aktivistlerini ve bu alanda mücadele eden hukukçuları meşgul eden bir konu. Nefret suçlarına dönük ilk girişimi 1960 yılında ABD gerçekleştirmiştir. 1985’te Yahudilere karşı yapılan bir dizi fiili saldırı sonucunda nefret yasaları konusu gündeme gelmiş ve 1990 yılında nefret yasaları ırk, renk, etnik köken, din, cinsiyet ve cinsel yönelim, yaş, fiziksel ve zihinsel engel gibi farklılara yönelik genişletilerek geniş çaplı bir hukuki düzenlemeye gidilmiştir.
Nefret suçunun tanımı
Nefret suçlarına dönük hâlâ uluslararası anlamda kabul gören net bir tanım yoktur. Ancak ABD’de nefret yasalarının genişletilmesinde etkili olan ve birçok insan hakları kuruluşunun da olumlu baktığı bir tanımı FBI (ABD Federal Soruşturma Bürosu) yapmıştır. FBI’a göre nefret suçları; belirli bir gruba üyelikleri dolayısıyla o grubun üyelerine karşı işlenen suçlardır. Yani nefret suçları her ne kadar bireylere karşı işleniyorlarsa da, aslen hedef alınan o bireyin üyesi olduğu sosyal gruptur.
Nefret suçlarının ardında çok ciddi sayılabilecek şartlandırılmış duygu ve düşünceler yatmaktadır. Önyargı, ayrımcılık, dışlama, yok sayma gibi. Bu duygulardan hareketle nefret suçları genellikle sözlü taciz, tehdit edici davranışlar, nefretli konuşma, mesajla rahatsız etmek, fiziksel saldırı, grupça saldırı, soygun gasp, taciz, tecavüz, gözdağı verme, şiddet, kundakçılık veya bir şekilde zarar verme şeklinde sonu cinayete kadar varan olumsuz bir takım tavır ve tutumlarla kendini gösterir. Türkiye’de nefret suçlarına dönük sonu cinayetlere kadar varan bir dizi vahim olaylar yaşanmasına rağmen hâlâ bu alanda hukuki düzenlemeye gidilmemektedir. Çünkü Türkiye’de hâkim ideolojinin ürettiği zihniyet hâlâ farklı olanı dışlamakta, yok saymakta ve onları birer tehdit unsuru olarak görmektedir.
Haberin devamını okumak için tıklayın.