|
|
“Aslan Kral” filminin dillere dolanan şarkısıdır ‘hakuna matata’. Tanzanya’nın ise adeta tanıtım parolası. “Boş ver, keyfine bak” anlamına gelen bu terim, Serengeti Parkı’nın cennet doğası için türemiş sanki
|
KENYA VE TANZANYA’DA SAFARİ - 3
Tanzanya’da bütün safariler ülkenin kuzeyindeki Arusha’dan başlıyor. Kilimanjaro Hava Alanında rehberimiz Hasan ve Toyota Land Cruiser’imiz bizi bekliyor. Zaten Afrika’da - belki de dünyada - adam başına en çok bu tip araç düşen kent burası olsa gerek. Arusha bir buçuk milyon nüfuslu, tozlu yollu, binaları en fazla üç katlı ve bizim laz ustaların eskiden yaptığı apartmanlara benzeyen kasaba azmanı bir şehir. Tanzanya’yı bağımsızlığa taşıyan lideri ve ilk başkanı Julius Nyerere’nin 1967’de bankaları, sanayii, büyük plantasyonları millileştirdiğini ilan ettiği Arusha Deklarasyonu’nun şehri. Bu deklarasyon Afrika sosyalizminin de temel metni sayılıyor. Tabii şimdi tarih olmuş. Nyerere’nin sosyalizm tecrübesi tam bir başarısızlıkla sonuçlanmış. Arusha 1994’den beri Ruanda soykırım suçlarının yargılandığı uluslararası mahkemeye de ev sahipliği yapıyor. Bu nedenle Arusha’ya Afrika’nın Cenevre’si deniliyormuş (!). Şehrin orta yerinde olmasına rağmen mahkeme binasının fotoğrafını çekmek yasak. Suçluların kaçırılması için plan yapılmasından korkuluyor herhalde.
Arusha’dan Serengeti’ye
İlk hedefimiz Doğu Afrika’nın en büyük ve en tanınmış milli parkı Serengeti’nin Ngorongoro Koruma Bölgesi. Parkın tamamı Kıbrıs’ın üç mislinden daha büyük bir alana yayılıyor. Park çok sıkı kontrol ediliyor, ancak devletten lisanslı arazi araçlarıyla belirli bir ücret mukabili girilebiliyor. Yolumuz uzun. Fakat bölgeye girer girmez safari başlıyor, vahşi hayatın içinde yolculuk sıkıcı olmuyor. Tam tersine sağda zebralar, solda zürafalar, ileride filler, işte ilk aslanlarımız derken yedi saat geçip gidiyor, iki gece geçireceğimiz ‘Serengeti Serena Lodge’a varıyoruz. ‘Lodge’umuz o bölgedeki bir kaç otelden biri. Afrika yerli kulübeleri stilinde müstakil bungalovlardan kurulu. Yemek ve istirahat alanları da yine safari ortamına uygun biçimde düzenlenmiş ve dekore edilmiş. Geceleri bir Afrikalı grup dans ve akrobasi gösterisi yapıyor yerel müzikleri eşliğinde.
Tanzanya’da - ve Kenya’da - insanlar beyaz turistlere rastladıklarında hemen ‘cambo ! (merhaba)’ diyerek yakınlaşmak istiyorlar. Olur olmaz her fırsatta kullandıkları bu kelimenin yanında ‘hakuna matata’ sözünden de kurtuluş yok. ‘Hakuna matata’ ‘boş ver, önemi yok keyfine bak’ karşılığı bir terim. ‘Cambo’ ve bu terim bu ülkelerin tanıtım parolası olmuş adeta. Son derece canlı bir ritme sahip müzikleri eşliğindeki şarkılarına da bu kelimeleri mutlaka serpiştiriyorlar.
Ertesi gün Hasan ve Toyota’mızla safarimize başlıyoruz. Kenya tecrübemiz nedeniyle biraz daha ‘tok’ ve müşkülpesent havadayız. Fakat hayvan bolluğu bizi hiç de hayal kırıklığına uğratmıyor. Doğu Afrika’nın tüm yabani hayvan türleri resmi geçit yapıyor önümüzde. Savananın her tarafına yayılmış çeşit çeşit antilop, wildebeest, zebra, bufalo sürülerine o kadar sık rastlıyoruz ki artık pek resimlerini çekmiyoruz.
Haberin devamını okumak için tıklayın.