|
|
ENVER Aydemir, ilk İslami retçilerden. Her türlü otoriteyi reddediyor: Babaya itaat etmeyeceksin. ‘Sen kimsin de önünde eğileceğim’ dedim. Elini öpmedim yıllarca. ‘Kolunu keseceğim’ dedi.
|
GÜLEÇ AMA ‘ANTİSOSYAL’
Şimdi İzmit’te cep telefonu parçaları satan bir dükkân işleten 34 yaşındaki Enver Aydemir, dünyaya bir Kürt aşiretinin ve molla bir babanın oğlu olarak geldi. Babasının iki karısı, Enver’in dokuz kardeşi vardı.
Ortaokulda İmam Hatip’e giden Enver liseden sonra eğitim hayatına bizim bildiğimiz gibi devam etmedi. Önce bir yıllığına Kırgızistan’da bir üniversiteye gitti. Sonra da Kur’an’ı daha iyi anlamak için Arapça öğrenmek amacıyla Suriye’de 3,5 yıl kaldı.
Özellikle Kırgızistan’daki inziva kendi tabiriyle onu Türkiye’de tanıdığı tüm Müslümanlardan farklı bir Müslüman yaptı. Önceden Müslümanların savaştığı her yeri cihat alanı diye bilirdi, hatta kendisi de Afganistan’da savaşmaya gitmeyi bile düşünmüştü. Dönüşte tüm bunlar gayrımeşru geliyordu. Geçmişte şiddete şiddetle karşılık veren hatta haraç isteyen mafyaya ateş eden Enver’in bu konulardaki tavrı da değişmişti.
Türkiye’ye geldikten sonra 2007’de evinden zorla alınarak askere götürüldü. Askerlik yapmayı reddetmesi üzerine iki ay cezaevinde tutuldu, sonra birliğine teslim olması söylenerek salındı. Aralık 2009’da “Her Türk asker doğmaz” etkinliğine giderken yolu kesildi. Yine askerlik yüzünden tutuklandı. Enver’in cezaevinde yaşadığı işkencelere babası da karşı çıktı, çoğu ateist olan diğer vicdani retçilerle eylemlere katıldı. Yedi ayın sonunda devlet ona askerî üniforma giydirmek için verdiği mücadelede pes etti. Enver GATA’nın bahçesinde dolanırken, kendisini hiç görmeyen doktorlar “antisosyal kişilik bozukluğu nedeniyle askerlik yapamaz” raporunu imzaladılar.
Bugün Türkiye’de 25’i kadın toplam 138 vicdani retçi var. Çoğunluğu anarşist ve antimilitarist olan retçilere son bir ay içinde Kürt Vicdani Ret Hareketi’nden 16 genç katıldı. Retçilerden İnan Süver hâlen cezaevinde.
***
Şu bir sayfa bana hiç bu kadar dar gelmemişti... Bir yandan laik TC’nin askeri olmayı reddetmek bir yandan Peygamber’in savaş emrine karşı çıkmak... Cihattan tutkuyla bahsederken Filistin mücadelesini eleştirmek... Kürt olduğu için işkenceden geçirilmek yine de “PKK zalim” demek.
Türkiye’nin 138 vicdani retçisinden biri olan Enver Aydemir’in dünyası benim şimdiye kadar pek aşina olmadığım türdendi. Şimdi bu sayfaya o dünyadan mümkün olduğunca parçayı sığdırma derdindeyim.
» Askere gitmemeye ne zaman karar verdin?
11 yaşında. Benim babam molladır. “Bu gâvurların okuluna göndermem diyip” göndermiyordu çocuklarını okula. Bana, “Seni gönderirim ama İmam-Hatip’e gidersen” dedi. İstemiyordum ama gittim. Orta ikideyken yurdun mescidinde üst sınıflardan biriyle karşılaştım. Aşkla bir şeyler anlatıyordu, devleti eleştiriyordu ama babamın anlattıklarından başka bir şey anlatıyordu. O adamı dinledim.
» Ne anlattı o adam sana?
O adam bana “la ilahe illallah”ı öğretti; yani Allah’tan başka ilahları reddederim. Bunun hayattaki karşılığı şuydu, putlar vardır, önünde secde eden adamlar vardır ama biz öyle yapmayız. Sonra bununla ilgili ameller geliştirdim. Öğretmenlerin önünde önümü iliklememeye, kravat takmamaya, geldikleri zaman ayağa kalkmamaya başladım. ‘İstiklal Marşı’na girmemeye başladım. O zamanlarda “Ben Müslüman’ım, askere gidemem” dedim.
» Bu davranışlarına karşı ne yaptılar okulda?
Dayak yedim. Disipline gittim.
» Şeklen de olsa seni yola getirmişlerdir herhalde?
Yoo.. Ben hiç ‘İstiklal Marşı’na katılmadım o günden sonra. Protesto ediyordum, çıkıp gidiyordum. Allah’ın lütfu hep üzerimdedir. Beni okuldan atmadılar. Babam çok zengindi. Okula yardımlarda bulunurdu. O biraz etkili oldu herhalde.
» Sen hayatını otoriteyi reddetmek üzerine kurmuşun, bunun yolunu yordamını da ortaokuldan beri geliştirmişsin.
Putçu düşünmeyi, kötülüğü, yanlışı reddetmek, bunun bir parçası olmamak... Allah’tan başka ilah yoktur diyoruz ya, aslında bu böyle değil, Allah’tan başka ilahları reddederim. Başka ilahlar var. Hakiki ilahlık niteliklerine sahip değiller ama varlar, onları reddederek başlıyorsun. Temel mantık bu işte. Babaya itaat etmeyeceksin. Babamla çok kavga ettik, “Senin kolunu keseceğim” dedi, “Elimi nasıl öpmezsin”...
» Babanın elini öpmedin mi?
17-18 yaşına kadar öpmedim. “Namazdaki gibi eğiliyorum, sen kimsin ben senin önünde eğileceğim. Tanrı mısın!” dedim. Çıldırdı. Çok zoruna gitti. Beni de çok sever, özel bir ilişkimiz var onunla. Sonradan eyvallah çektik, o özel bağdan dolayı yamulduk belki. Belki de aşırıya kaçtığımızı fark ettik.
» Annenin elini öpüyor muydun?
Öpüyordum, çünkü anneminki bir otoriteyi simgelemiyor. Anneminki tamamen doğal, öyle bir ilişki türü işte...
» Okula dönecek olursak, başka neler yapıyordun okulda?
Okul yönetimine karşı, diğer Müslüman gruplara karşı, iyi söz söyleyen yaklaşık yüz kişilik bir gruptuk. Sınıfa tarih öğretmeni giriyor, bir şey anlatıyor “Hoca anlattığın yalan. Doğrusu bu!” diyorsun. “Osmanlı gittiği her yere adalet götürdü” diyor. Sen “Osmanlı gasp etti, insanları kazığa oturttu” diyorsun. Osmanlı’da Yeniçerilik diye bir şey var. Git, Hıristiyanların çocuklarını al, onları Müslümanlaştır, sonra anne babalarına karşı savaştır. Böyle bir cinayet türü var mı?
» Mahkemedeki savunmanda da bugünkü askerlik için yeniçerilik diyorsun...
Muhalif insan için bu, böyledir. Askere giden yeniçeriliği kabul etmiştir. Ordunun görev tanımı “iç ve dış düşmana karşı”dır, laik olmayan insanlara, bu devletle mücadele edenlere karşı bekçidir. Sen onlar için mürtecisin, bazen birinci bazen ikinci tehditsin Askere kendi değerlerine karşı savaşmaya gidiyorsun.
» Askere gitmeyi reddetme nedenin bu mu?
Benim için her şeyden önce zorunlu askerliğin kendisi bir problem. Kimsenin haddi yok birine savaşacaksın, asker olacaksın, öleceksin, öldüreceksin demeye. Peygamber bile emretse haddini aşmış olur. Mesele zorunlu askerliğin parçası olmamak... TC laik olmuş, şu din olmuş, bu din olmuş, anlamı yok bu noktada.
» Ama sonuçta ortada toplumsal sözleşmeyle kurulmuş bir devlet var. Bu devleti tanımıyor musun?
Birincisi ortada toplumsal sözleşme yok. Devletler kurulurken, birtakım adamlar, genellikle silahlı güçler oluyor bunlar, “Bu etrafını çevirdiğim yer benim çiftliğim” diyor. Olay kabadayı mantığıyla dönüyor.
Beni Allah yarattı, burada yaratılmamı takdir etti. Burada yaşıyorum diye birtakım kurallara uyarım. Elektriği getiren insanlara karşı bir borcum var bunu da elektrik faturasını ödeyerek yerine getiririm. Ama “Burada yaşıyorsun, her dediğimizi yapacaksın”, bu sağlıklı bir düşünce değil. Ben niye senin dediğini yapayım? Sonuçta temel insani değerler var. Birisi bir hakkı benden alamadığı gibi bana veremez de. Benim adıma karar verebilecekleri bir şey değil bu.
» Hak derken, öldürmemek benim hakkımdır mı, diyorsun.
Öldürmemek insanın en doğal, en temel hakkıdır. Temel mesele öldürmemektir. Öldürmek istisnai bir olaydır. Canını korurusun, canın gibi olan, velayetinde olan kişinin hakkını savunma dışında –o da yakışanı değil, yaptığının karşılığı olmak üzere- birini nasıl öldürebilirsin?
» Cihat için ne düşüyorsun?
Cihat tutkulu bir şeydir. Ama bugün Türkiye’deki Müslümanların anladığı şey değil, saldırı ya da fetih değil. Benim anladığım cihat özgürlük savaşçılığıdır. İnsan yeterli bir yaratık olmadığı için mutlaka kul olacaktır, Allah’a kul olmuyorsa başka şeylere kul oluyordur. Müslüman, diğer insanların başka şeylere kul olmasını dayatan koşulları ortadan kaldırmak zorundadır. Devletler, kendi devamlarını sağlamak için bazen zorbalıklılar, entrikalar yapar, insanların özgür olmadıklarını görmelerini, özgürlük imkânlarını engeller. Özgürlük savaşçıları giderler o zorbaların, ilahlık taslayanların düzenini dağıtır. Cihat budur. Orayı kendi toprakları kılmazlar, kılamazlar.
Haberin devamını okumak için tıklayın.