|
|
DOÇ. DR. MURAT ÖNDERMAN * / Bu söylemlerde gözüme çarpan ilk ortak unsur, parti liderlerinin ve onları meydanlarda destekleyenlerin birbirlerini ahlaki bir özne olarak ve ahlaken eşit görmüyor olmalarıdır
|
Liderleri referandum öncesinde geziye çıkan siyasal partilerin Türk siyasal hayatının önde gelen partileri olduğunu, diğerlerinin ise görüşlerini başka şekillerde ifade ederek mütevazı rollerini kabul ettiklerini, dolayısıyla bu gezilerde düzenlenen toplantılarda dile getirilen söylemlerin ve onlara verilen aktüel tepkilerin Türk siyasetinin bazı özelliklerine ilişkin ipuçları verebileceğini düşünebiliriz. Referandumun bir seçim gibi herkesin ya da çoğunluğun biraz da olsa bir şey kazanabileceği bir ‘oyun’ değil, aksine sadece bir tercihin/grubun kazanabileceği bir oylama olması, bu söylemlerin önemini arttırıyor. Tek kazananın olacağı bu durum farklı tercihleri olan siyasal/toplumsal kesimler arasındaki çatışmayı kuvvetlendirmekte ve bu da Türk siyasal hayatında tercih edilen çatışma çözümü yöntemlerinin ahlaki niteliklerinin ayırt edilmesi bakımından elverişli bir ortam oluşturmaktadır. Bu söylemlerin içeriksel analizinin sosyal bilimsel açıdan anlamlı bazı ipuçlarını sunduğunu düşünüyorum.
Bu söylemlerde gözüme çarpan ilk ortak unsur, parti liderlerinin ve onları meydanlarda destekleyenlerin birbirlerini ahlaki bir özne olarak ve ahlaken eşit görmüyor olmalarıdır. Türk siyasal hayatında, rakip ve özellikle de karşıt partilere/topluluklara üye olan kişilerin karşı grupların üyelerinin de bazı ahlaki kaygılarla hareket ettikleri varsayımından yola çıkmadıklarını gösterecek çok belirti vardır. Bunun başlıca nedeninin Türkiye’deki baskın toplumsal ve siyasal kültürün ana damarlarından biri olan toplulukçuluğun (kolektivizm) ahlakın etki alanını grupların sınırlarıyla örtüştürmesi olduğunu düşünüyorum. Böylece karşı gruplar arasındaki ilişkilerin zeminini oluşturacak ortak bir ahlaki zemin bulunamamaktadır. Bunun sonucu, hasım gruplar arasındaki ilişkilerin ahlakdışı olmasa bile, en azından ahlaki kayıtsızlığın hakim olduğu bir ortamda gerçekleşmesidir.
Bu söylemlerin söylediği ikinci unsur, Türkiye’nin en önemli sorunu olan oldukça yüksek düzeydeki sosyal ve siyasal güvensizliktir ki, bunun nedeni birinci unsurun nedeniyle aynıdır. Toplulukçuluğun ahlakın etki alanını grupların sınırlarıyla örtüştürmesi eğilimi nedeniyle, karşıt gruplar ve üyeleri birbirlerine çok az güvenmekte ya da hiç güvenmemektedir.
Haberin devamını okumak için tıklayın.