1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | Abone Destek | Yatırımcı İlişkileri | İletişim 10 Şubat 2012 Cuma 00:31
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  

Risale-i Nur bağlamında Anayasa değişikliği - Taraf - Istanbul - 31.08.2010

Risale-i Nur bağlamında Anayasa değişikliği   SAFÂ MÜRSEL * / Yurttaş iradesini belirleyici düzeye çıkarma mücadelemizin en az yüz yıllık geçmişi var. Geçici bazı dönemler hariç tutulursa, bu bir asırda, hukuku üstün kılmada çok başarılı olduğumuz söylenemez.

Share/Save/Bookmark Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült

 

Türkiye, düşük profilli demokrasi çıtasını yükseltmek için yeni bir hamleye hazırlanıyor. Yurttaşların devlet karşısındaki vatandaşlık statüsüne nicelik ve nitelik olarak yeni katkılar yapması beklenen 26 maddelik Anayasa değişiklik paketi, 12 Eylül’de referanduma gidiyor. Bir akıl tutulması yaşamaz isek, vesayetçi statüyü sarsabiliriz.

Referandum sürecinde, çağdaş İslam düşüncesinin muktedir temsilcisi Bediüzzaman Said Nursi’nin, “Mademki Meşrutiyette hakimiyet millettedir, Mevcudiyet-i milleti göstermek lazımdır” dediği demokratik bir görevle karşı karşıyayız. Onun Meşrutiyet döneminde seslendirdiği ve hep takipçisi olduğu milli irade tecellisi, referandum oylamasında, bir yurttaş sorumluluğu olarak önümüzde duruyor.

Referanduma sunulan paketin yeterliliği veya yetersizliği üzerinde çok şey söylenebilir. Bu mazeret, bir inadın bahanesi olmamalıdır. Bugünün reel politiği, ‘muhali talep etmek’ değildir, mevcudu kısmen iyileştiren paketin kabul edilmesidir.

Toplumlar dinamik organizmalardır. İhtiyaçlar arttıkça yeni düzenlemeler gerekecektir. Toplum olarak elimizdeki anayasa ile bu gerçeği yaşaya geldik ve yaşamaya devam ediyoruz. On yedi defada seksen maddesini değiştirdiğimiz bir anayasayı, bu gün yeni bir revizyondan geçireceğiz. Keşke, baştan sona yenilenmiş bir anayasayı oyluyor olsa idik... Bugün için mümkün görünmüyor. O halde ‘Bir şey tamamen elde edilemezse, tamamen terk edilmez’ ilkesi ışığında, yapılan değişikliklere hayır deme lüksümüz yoktur. Bugünün ihtiyacı ve gerçeği, anayasa değişikliğini hayata geçirebilmektir.

Bediüzzaman, 1908 -1960 yılları arasında insan hakları mücadelesinin hep odağında yer aldı. Kişilik ve eserleri baskı altına alınmak istendiğinde, bedeli ne olursa olsun, “ben hak ve hukukumu hiçbir keyfi kanunla tahdit ettirmem” diyebildi. Kamu gücünü kullananlar başta olmak üzere, herkesin hukuka ve insan haklarına saygılı olmasını istedi. Muhalif-muvafık herkesle insan haklarını gözeten bir münasebet anlayışını benimsedi. Hatta kendisine hukuk dışı uygulamaları yapan tek parti iktidarının mensuplarını kazanmanın ve onları baskıcı politikalardan uzak tutmanın arayışı içinde oldu. Onlara, insan haklarına saygılı olmalarını, milletin inanç ve değerleriyle barışmalarını telkin etti. Bu amaçla insani ve medeni ilişki kapısını hep açık tuttu. CHP Genel Sekreteri Hilmi Uran’a, 1946’da yazdığı mektupta, partisinin geçmiş yirmi yılda yaşattığı sıkıntıya rağmen düşmanlık duygusu içinde olmadığını, hatta kendisiyle ‘dost ol’ma arzusunu dile getirdi. CHP’nin inançlara saygılı olmasını, ‘milliyetperverlik ve hamiyetperverliğin’ gereği olarak talep etti. Yanlışlarını eleştirmekten geri kalmadı, fakat onları, dışlamak gibi duygusal, tepkici ve kavgacı bir yol izlemedi.

Demokratlar 1950’de iktidara geldiğinde, aşırı sol düşüncelerin de kolayca ifade ve propaganda edilebildiği bir ortam doğmuştu. Bu durum DP iktidarını rahatsız etti. Tedbir aramaya yöneltti. Hükümet, 1951 yılının aralık ayında Ceza Kanunu’nun 141 ve 142. maddelerindeki şiddet unsurunu kaldırdı, Marksist ve sınıf çatışmasına dayalı fikirlerin propagandasını cezalandıran, yani düşünceyi suç sayan bir düzenleme yaptı.

Haberin devamını okumak için tıklayın.

Share/Save/Bookmark Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült

Diğer haberler:
 
Diğer Her Taraf Haberleri:
 Yeni Anayasa yapılabilir mi
 DKAB derslerinin AİHS’ne aykırılığı ve ‘dindar nesil’ meselesi
 Hey gidi Sanasaryan Han!
 İç sesim bana hesaplaş dedi
 Yüzü kara olanın eli kara çalar
 Ulus, liberalizm ve Kürt sorunu
 STATÜ MESELESİ
 Kürt meselesinde inadın bedeli

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 09.02.2012
Devlette savaş
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 09.02.2012
Evetler, hayırlar
ARADA
Markar Esayan - 09.02.2012
Devlet ve kurumları
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 09.02.2012
‘Medeniyet dili’
SINIR YAZILARI
Cihan Aktaş - 09.02.2012
Ekmek, gül ve ‘acı’ vatan
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 09.02.2012
Samanyolu TV günahı
YÜZLEŞME
Orhan Miroğlu - 09.02.2012
‘Kürdistani’ Şerafettin!
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 09.02.2012
Görünmez saraylar
TRAPEZ
Mehmet Güreli - 09.02.2012
Primo Levi’nin dönüşü...
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 09.02.2012
Medya ve özgürlükler
TELESİYEJ
Telesiyej - 09.02.2012
‘Kurt Kanunu’ ve önce karakterlerinden sorumludur bir dizi!
-
Gülengül Altınsay - 09.02.2012
Unutmadık unutmayacağız
ZAMANIN RUHU
Gökhan Karabulut - 09.02.2012
O masada başbakan olmak: Papademos
KÖR SAATÇİ
Ali Fikri Işık - 09.02.2012
Türk futbolu medeni değil!
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Haber: Risale-i Nur bağlamında Anayasa değişikliği
10.02.2012 00:31:14