İnsan Hakları Aktivisti
vesilezureyk@gmail.com
Doğu ve Batı Avrupa’da kurumsal ve toplumsal boyutta ırkçılığa ve ayrımcılığa en yaygın maruz kalan ve en kötü koşullarda yaşam süren azınlıkların başında Romanlar geliyor. Bu denli ayrımcılığın, maruz kalanları protesto ya da isyana itmediği nadir gruplardan biri yine Romanlar. Bu durum şaşırtıcı görünse de; çok dağınık yaşamaları, hâkim sınıftan hak talep edebilecek kültürel sermayeden yoksun olmaları ve otonomi ya da bağımsızlık gibi bir politik gündemlerinin olmaması bir azınlık hareketi olarak örgütlü mücadelelerini sınırlıyor. Avrupa’da ekonomik kriz ve güvensizlik ortamında Romanlara karşı ırkçı saldırılar artarken, Avrupa Birliği’nde konu masaya yatırılıp raporlar hazırlanıyor. Öte yandaysa, en gelişmiş Batı Avrupa ülkeleri de dâhil, çoğu Doğu Avrupa ülkesinde Romanların yaşam koşullarını kötüleştirici kararlar ve yasalar yarışırcasına hayata geçiriliyor. Türkiye’de hükümetin açılımlarından birine adları verilmişse de, bu açılım Romanların hak arayışlarının bir sonucu olmaktan ve bu taleplere cevap vermekten çok uzak siyasi çıkarlara hizmet edeceğe ve rantçılar için güzel sonuçlar yaratacağa benziyor.
Avrupa’da Roman ayrımcılığı
Romanların maruz kaldıkları toplumsal ve kurumsal boyuttaki en yoğun olanı ekonomik ayrımcılık: Avrupa’da Romanlar insanca yaşayabilmeleri için gereken çalışma ve ücret kazanma hakkından yoksun bırakılıyor. Romanların işsizlik oranı, Doğu ve Batı Avrupa’da %80-90 düzeyinde. Buna gerekçe olarak kalifiye olmamaları, eğitim seviyelerinin düşük olması gösteriliyor. Romanlar dağınık şekillerde, getto tarzı çok düşük standartlı barınaklarda yaşıyorlar. Tahliye ve sınır dışı kararlarının muhatabı yine en yaygın olarak Romanlar. Eğitim ve sağlık hizmetlerinden faydalanmalarına izin verilmiyor. Politik hakları da yok; yani kısaca vatandaşlık haklarından mahrum “vatansız insanlar” olarak yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Vatandaşlıktan mahrum bırakılmalarına sebep olarak vergi ödememeleri, göçer olmaları ve ülkenin suç oranını yükseltmeleri gösteriliyor. Oysa tüm bu sebeplerin ön koşullarını aynı hâkim ideoloji onları en kötü koşullarda yaşamaya iterek yaratıyor. Önyargıların üzerine inşa edilen ve bu önyargıların kendini her seferinde haklı göstermesini sağlayan bu kendinden menkul sistem, Romanları toplumun en alt sınıfına hapsediyor.
Toplumsal önyargılarca zaten pis, tembel ve suça meyilli olmakla suçlanan, dışlanan ve ırkçı saldırılara maruz kalan Romanlar kapitalist devletin ideolojik aygıtlarınca kurumsal olarak da ayrımcılığa maruz bırakılıyor.
Haberin devamını okumak için tıklayın.