1521 yazında, Albrecht Dürer, Benelüx ülkelerinde seyahate çıkmıştı. 2 temmuzda Antwerp’ten ayrılmadan hemen önce, o anda şehirde olan Danimarka Kralı II. Christian’dan bir mesaj aldı. Kral Dürer’den bir portresini çizmesini istiyordu ve ressam da öyle yaptı. Dürer’in çizdiği karakalem portreden sonra, Christian ressamdan yemekte onlara katılmasını istedi. Dürer günlüğüne şöyle not aldı: “Kral bana son derece cana yakın davrandı”
Dürer’in çizdiği porte, hala duruyor ve 15 ekimde Londra’daki National Galeri’de açılacak olan Renaissance Faces: Van Eyck to Titian / Rönesans Yüzleri: Van Eyck’ten Titian’a adlı sergide gösterilecek.
Yukarıdaki hikâye bizlere şunu anlatıyor: sanatçı – süperstar ilişkisi, zengin ve güçlü olanla arkadaş olma olgusu bir fenomen değil. Beş yüzyıl geriye döndüğümüzde yine aynı şeyi görüyoruz. İkinci nokta ise portreciliğin Rönesans döneminde doruk noktasına ulaşması. Bir kral bile, başarılı bir sanatçı tarafından portresinin yapılmasını istiyor.
Portrecilik o zaman önemliydi ve o dönem çizilmiş resimler hala öne çıkıyor.
Haberin devamını okumak için tıklayın.