1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 03 Eylül 2010 Cuma 05:40
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Sitemiz saat 13:00'dan sonra güncellenmektedir.
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  

Rönesans sanatı: Yüz değerlidir - Taraf perşembe - Istanbul - 09.10.2008

Rönesans sanatı: Yüz değerlidir   Rönesans portrelerinden oluşan bir sergi, insan yüzlerinin sanatta nasıl hayat bulduğunu ortaya çıkarıyor.

Share/Save/Bookmark Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült

1521 yazında, Albrecht Dürer, Benelüx ülkelerinde seyahate çıkmıştı. 2 temmuzda Antwerp’ten ayrılmadan hemen önce, o anda şehirde olan Danimarka Kralı II. Christian’dan bir mesaj aldı. Kral Dürer’den bir portresini çizmesini istiyordu ve ressam da öyle yaptı. Dürer’in çizdiği karakalem portreden sonra, Christian ressamdan yemekte onlara katılmasını istedi. Dürer günlüğüne şöyle not aldı: “Kral bana son derece cana yakın davrandı”

Dürer’in çizdiği porte, hala duruyor ve 15 ekimde Londra’daki National Galeri’de açılacak olan Renaissance Faces: Van Eyck to Titian / Rönesans Yüzleri: Van Eyck’ten Titian’a adlı sergide gösterilecek.

Yukarıdaki hikâye bizlere şunu anlatıyor: sanatçı – süperstar ilişkisi, zengin ve güçlü olanla arkadaş olma olgusu bir fenomen değil. Beş yüzyıl geriye döndüğümüzde yine aynı şeyi görüyoruz. İkinci nokta ise portreciliğin Rönesans döneminde doruk noktasına ulaşması. Bir kral bile, başarılı bir sanatçı tarafından portresinin yapılmasını istiyor.

Portrecilik o zaman önemliydi ve o dönem çizilmiş resimler hala öne çıkıyor. Belki de dünyadaki en ünlü resmi bir Rönesans portresi: Mona Lisa… Buradan şu soru çıkarılıyor: Neden yüzyıllardır ölü olan ve genellikle kişilikleri hakkında da bilgi sahibi olmadığımız adam ya da kadınların tasvirleriyle bu kadar ilgileniyoruz?

HERKESİN PORTRESİ YAPILIYOR

15. yüzyıl Avrupa’sında gerçeğe benzerlik konusunda devrim niteliğinde bir gelişme oldu ama geçekçi portreler üretilen ilk çağ değildi. Eski Roma, Yunan ve Mısır’dan kalma portre çalışmaları halen bulunuyor, ancak Rönesans’tan kalan eserlerin sayısı daha fazla.

Yaşlıların ya da gençlerin, güzellerin ya da çirkinlerin olduğu, birbirinden farklı birçok porte bulmak mümkün. Genellikle zengin ve güçlü kişilerin portreleri yapılsa da mütevazi insanların portreleri de yapılıyordu. Örneğin Perjeron, İspanyol bir saray soytarısı, Antonis Mor’un eserinde asaletle sunulabiliyordu. Hatta Pietro Aretino adında ağzı bozuk bir yazar 1555 yılında bu durumdan şikayet edebilecek kadar ileri gitmişti: “Terziler ve şarap tüccarlarına bile ressamlar tarafından hayat verilen bir döneme geldik!”

Serginin de vurgulamak istediği gibi, portreler Avrupa çapında bir fenomen haline gelmişti. Yüzeylerin ve dokumaların resimlere yansıması büyüleyiciydi: Kadifenin kıvrımları ya da derinin parıltısı… Bunlar neredeyse Van Eyck’in yarattığı şeylerdi. Ancak onun stili diğer noktalarda gerçekçi değildi. Örneğin, kız kardeşlerinin portrelerini yaparken alışkanlık olarak kafalarını vücutlarına göre hep daha büyük çizerdi.

PORTRELERDE KENDİMİZİ GÖRÜRÜZ

Bütün bu portreler yapılırdı çünkü poz veren modeller bir şekilde önemlilerdi. Bazıları dönemim ünlü insanlarıydı, bazılarıysa karı – kocalar, akrabalar, arkadaşlar, ya da gelin ve damat adaylarıydı. Sonuncusu önemliydi çünkü önceden ayarlanmış evliliklerde evlenmeye niyetli olduğunuz kişinin portresini görmeniz fikrinizi değiştirmeniz için son şansınızdı.

Şüphesiz bugün yüzleri ve ünlüleri takıntı haline getirdiğimiz ve bireyselliğin ön planda olduğu bir çağdayız. Belki de Rönesans kadını ve adamının portrelerine baktığımızda kendimizi görüyoruz.

Share/Save/Bookmark Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült

Diğer haberler:
 
Diğer Kültür ve Sanat Haberleri:
  Zorba tam bir güneş insanı
  Gabor rahatsızlandı ve yine hastanede
  Michael Douglas kanseri yenecek
  Blues ney ile nefes buldu
  Sarhoşken 1.3 milyon dolar kaybeden adam
  Londra Filarmoni’den hapse giden yol
  Binoche ve Depardieu birbirine girdi
  Kimse duymazken Bono duymuştu...

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 02.09.2010
Başörtüsü
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 02.09.2010
[Kölelikten Türklüğe]
ARADA
Markar Esayan - 02.09.2010
Bu saklambaçta ebe nerede
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 02.09.2010
Fötr ve kasket
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 02.09.2010
Öcalan Suriye’den nasıl çıkarıldı -1
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 02.09.2010
EVET oyu AKP ilişkisi
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 02.09.2010
Sürgün
MEO VOTO
Mithat Sancar - 02.09.2010
Barışın dili
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 02.09.2010
Biz burnumuzu sokacağız, bilesiniz
EŞİKTEN EŞİĞE
Fikret Doğan - 02.09.2010
Futbolcular ve fahişeler
ÇAYLAK RAPORU
Uğur Karakullukçu - 02.09.2010
Kendi ligine yabancılar
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Haber: Rönesans sanatı: Yüz değerlidir
03.09.2010 05:40:52