|
|
Ömer Erdem’in yeni şiirlerinden oluşan kitabı “Kör” yayımlandı. Erdem, “Toprak nasıl işlenmediğinde kaskatı kesiliyorsa insan da kültür, sanat, inanç ve şiirle ters yüz edilmedikçe topraktan daha da katılaşıyor” diyor
|
Kör’de bir insanlık eleştirisi var. Görmeyi bilmeyen gözler, duymayı bilmeyen kulaklar, birbirine değmeyen ruhlar, sözün ulaşmadığı, yerini bulmadığı kalpler. Ümidi nerede aramalı insan?
Eleştiri veya eleştirellik sanatın işlevlerinden birisidir. Şiirin ana çıkış kaynaklarından sayılıyor ayrıca verili olan her şeye karşı durmak. Bir yanda söz var ki söz en kadim eylemidir insanın. Söz varsa duymak da olacak elbette. Öyle bir duymak ki kulağın sınırlarını aşacak ve ruha dokunacak. Bir yandan da görmek, göstermek, her şeyi gösteriye ve göstermeye dayandırmak var bugün. Maruz kalma, insanın en trajik yanını oluşturuyor ve o maruz kalış kendi doğal sınırlarını aşınca da zülum oluyor. Sadece siyasal zulüm yok ki. Adaletsizliğin ötesinde estetik zülum dediğimiz bir kavram da var. Şimdi biz düştüğümüz çağın içinde görme, duyma, sözü ve dahası ruhunu yaşama hakkı kontrol altına alınmış varlıklar olarak yaşamaya çalışıyoruz. Şiir, belki o, en çok o, yaşadıklarımızı ifşa edecek, bilgiyi açığa çıkarma gücüne sahip yegâne saf yanımız. Kalpler için, hisseden kalpler için. Ümidi bir insanlık yemişi olarak taze ve saf tutmak için. Ümitsiz olduğumuzu görmek ümitli olmak çürümüşlüğünden daha diri benim gözümde. Ben burada duruyorum. Ve ilkin bir varlık olarak kendimden başlıyorum. Şiirimin söylediği de bu. Biz varsak var olacak her şey. Şiir her şeyin hakikatine ricattır çünkü.
Kötülüğü üreten ve çoğaltan bir yüzyılda yaşıyoruz. Bu yüzden insanlar mutsuz. Bu durumun toplumsal dayanakları da var. Buna şiiriniz de ayna tutuyor. Bireyler bununla nasıl mücadele edebilirler?
Şimdi bakın tam da bugünlerde Kötülük Kol Gezerken diye bir kitap çevrildi dilimize. Yazarı, Tony Judt. Bu kol geziş her tür çağrışımı yapıyor bende. Tamam mutsuzluğu kabul ediyorum. Fakat bu gerçek adına bir kabulleniş. Onu yazgı diye algıladığımdan değil. İnsan mutsuzluğa layık değil. Gerçi yeryüzündeki bütün kötülüklerin kaynağında yine o var. Çünkü insan zalim. Tarihin bize gösterdiği bir şeyler var. Toprak nasıl işlenmediğinde kaskatı kesiliyorsa insan da kültür, sanat, inanç ve şiirle ters yüz edilmedikçe topraktan daha katılaşıyor. Mevcut olanı bir tür kabulleniş anlamına geliyor çünkü bu. Eğer öyle olsaydı, ‘mülklerin en tehlikelisi dil’ verilmezdi ona. Bu dille, hem kendimizi hem de kötülüklerimizi aşmak için konuşmalıyız. Şiir, her çağın asi çocuğu ve keskin kılıcı şiir, bu çağda ne kadar dibe çekilmiş ne kadar işlevsizleştirilmiş olsa bile uzun vadece hem mücadelenin hem de mutsuzluktan çıkışın saklı armağanı.
Haberin devamını okumak için tıklayın.