|
|
İngiliz sanatçı Isaac Julien ve küratör Heinz Peter Schwerfel’le biraraya geldik ve onlara sinema dünyasının gidişatını sorduk. İşte yanıt: Sinema dünyası fazlaca kirlenmiş durumda. Yeni ifade biçimleri bulmak gerek
|
Yapıtlarında sömürgecilik sonrası kuramı, psikanalizi ve bu bağlamda medeniyet eleştirisini işleyen, gösteri, şiir ve her tür sanat disipliniyle çeşitlendirilmiş bir film dili inşa eden İngiliz sanatçı Isaac Julien, Türkiye'deydi. Tilda Swinton'ın "Derek Jarman'ın yegâne varisi" olarak adlandırdığı Julien'in The Leopard adlı filmi küratör Heinz Peter Schwerfel'in çağdaş sanatın sinema ile arasındaki diyalogu masaya yatırdığı "Storytellers: Art and Cinema Today" başlıklı projesi kapsamında 5 marta kadar Dirimart Garibaldi'de gösteriliyor. Julien ve Schwerfel'le, sinema ve çağdaş sanat üzerine konuştuk.
Sömürgecilik sonrası toplumsal yaralar, toplumsal cinsiyet, göç ve ırk ayrımcılığı gibi netameli konuları görsel alegori üzerinden işliyorsunuz. Bu sinema dili konuları yabancılaştırıyor mu?
Isaac Julien: Küreselleşme nedeniyle sanat dünyası bu konuları sıklıkla ele alır oldu. Artık sanat dünyası Avrupa ve Amerika diye iki bloktan oluşmuyor; her taraftan gelen insan var. Londra da, tarihiyle özel bir liman işlevi görüyor. Steve McQueen, ben, hatta Tracey Emin bile, ki kendisi Kıbrıslı olduğundan nedense hiç bahsetmez, yeni bir dil oluşturuyoruz. Bu farklı sorunları kanıksayan bir sinema ve sanat dili oluştu. Öte yandan, ben resimle, heykelle hâsılı plastik sanatlarla ilgilendiğimden biraz anlatıyla oynamayı da seviyorum. Bir de insanlar bu konulardan sıkıldı artık, göçmüş şuymuş buymuş; yeni bir ifade biçimi bulmak gerekiyor. Bu da kanımca sanatçının görevidir.
Video sanatı ile sinema sanatı arasında özgürce hareket eden işlere imza atıyorsunuz. Bu tutum, çağdaş sanat ile belgesel ilişkisine dair ne söyler?
Heinz Peter Schwerfel: Belgesellerin nasıl olması gerektiğine yönelik siyas doğrucu bir anlayış var. Sanatçılar bu siyasi doğrucu anlatı biçimini kabul etmiyor. Gerçekçi belgesellerin sunduğu estetik dilin ötesinde bir arayışa başvuruyorlar. Daha şiirsel ve formlarla oynayan bir dil arayışı var. Burada televizyondan alışkın olmadığımız, yeni imgelerin evrenine giriyoruz. Ben "estetik olarak doğrucu olmayan biçim" diyorum buna.
Anlatı da bu bağlamda sürekli bölünüyor. Kamera arkasının filme eklenmesiyle hedeflenen etki ne?
IJ: Tür sinemasında ve genel olarak sinemada anlatı yöntemleri bellidir. Bir filme gittiğinizde, size meydan okuyan, yeni bir tecrübe sunan bir anlatı yok. Çağdaş sanatın da sinemanın da meselesi zaten farklı bir bakış getirmek ve yeni bir sorun ortaya koyabilmektir.
Haberin devamını okumak için tıklayın.