|
|
|
|
|
|
Sivil darbe mi, yeni bir cumhuriyet mi -
Taraf/herTaraf
- Istanbul -
26.01.2009
|
|
|
GÜRBÜZ ÖZALTINLI* / Çok sert ve derin bir iktidar mücadelesi içinden geçiyoruz. Yaşananlar, kimilerimizin beklediği gibi bu sürecin pek de döndürülebilir olmadığını düşündürtüyor. Ali Bayramoğlu'nun geçenlerde yazısında kullandığı oldukça iddialı, yaratıcı kavrama başvurursak, gerçekten “kurucu yıllardan” geçiyoruz gibi gözüküyor
|
Çok sert ve derin bir iktidar mücadelesi içinden geçiyoruz. Yaşananlar, kimilerimizin beklediği gibi bu sürecin pek de döndürülebilir olmadığını düşündürtüyor. Ali Bayramoğlu'nun geçenlerde yazısında kullandığı oldukça iddialı, yaratıcı kavrama başvurursak, gerçekten “kurucu yıllardan” geçiyoruz gibi gözüküyor. Söz konusu olan, tarih boyunca şekillenmiş topyekûn iktidar sistemidir. Bu ülkede, zır cahil olmayan her yurttaş ikili bir iktidar yapısının hüküm sürdüğünün farkındadır. Kimimiz sezgimizle, kimimiz aklımızla, kimimiz bilgimizle bu gerçekle tanışmışızdır.
Tartışmalar, bu durumun var olup olmadığı üzerinden değil, istenilir bir durum olup olmadığı üzerinden yol alır. Bu iki iktidar yapısının birbiri içine geçen alanlarını, ayrıldıkları sınırları statik olarak tanımlamak pek mümkün değildir. Ancak merkezlerini belirlemek konusunda güvenilir açık verilere sahibiz. Bunlardan ilki (bunu asli iktidar olarak niteleyebiliriz) güvenlik bürokrasisidir ve merkezinde ordu yer alır. Diğeri (tali olanı) parlamento kaynaklı hükümettir. İkinci savaştan sonra oluşan bu ikili yapı ülkenin bugüne kadar tüm siyasal tarihini belirlemiştir. Her biri kendi içinde ayrı ayrı değerlendirmeyi hak eden dört siyasal kriz sürecinde asli iktidar son sözü söylemiş ve tali iktidarı tasfiye etmiştir. Bu dönemlerin ne kadar ağır acılara yol açtığını, insan yaşamının ve saygınlığının nasıl yok sayıldığını biliyoruz. Ancak, iç ve dış koşullar, partiler eliyle yürütülen siyasi rekabet ve toplumsal onay mekanizmalarıyla oluşan parlamenter bir hükümet olmaksızın, çıplak otoriter bürokratik bir rejimi olanaksız kıldığı için her seferinde tali iktidar alanı yeniden kendine yer bulabilmiş ve ikili yapı yeniden oluşabilmiştir. Bu çok önemlidir ve bu ülkenin yakın siyasal tarihini, bütün bir Latin Amerika coğrafyasının, İspanya, Portekiz, Yunanistan gibi Avrupa ülkelerinin kaderinden ayıran özgünlüğüne işaret eder. Bilindiği gibi, sayılan bu ülkelerde (bizim ülkemizde ikili iktidarın varlığı yıllarında) askeri diktatörlükler hüküm sürmüştür ve iktidar gücü rekabetsiz olarak tek elde toplanmıştır.
FARKLI COĞRAFYALARIN DEMOKRASİLERİ
Bu farklılığın önemli sonuçları vardır. Yukarıda anılan askeri diktatörlükler soğuk savaşın uygun uluslararası politik ikliminde uzun yıllar toplumlarını açık bir şiddete, boğucu baskıya dayanarak yönetmişler ancak bu yönetim sürecinde tüm meşruiyetlerini yitirmişlerdir. Temel ideolojik malzemeleri anti-komünizmden oluşan bu cuntalar (Avrupa'da erken dönemde) soğuk savaşın bitişiyle oluşan yeni dünyada arkalarında derin bir nefret ve sayısız suç bırakarak çözülmüşlerdir. Yeni rejimlerin bir köşesinden tutunup söz sahibi olabilecek takatleri kalmamıştır. Son günlerde Yunanistan'da gelişen ve barışçı olma sınırını hayli zorlayan protesto eylemlerini hatırlamak uygun olur. Yorumcular, cuntanın tasfiyesi sürecinde oluşan “kutsal protesto” bilincinin, devletin meşru müdahale sınırlarını bile toplumun reddediyor olmasının etkilerinden söz ettiler. O cuntalar arkalarında böyle toplumlar bırakarak gittiler.
Oysa bizde durum farklıdır. Ordu, modernliğin kurucusu ve taşıyıcısı olarak yarattığı itme ve çekme kudretinden yararlanarak oluşturduğu siyasal meşruiyeti hiçbir zaman sayılan ülkelerde olduğu kadar derin kaybetmemiştir. Bunun cevabı işte bu ikili iktidar sisteminde yatar.
Öncelikle kurucu iktidar kurumu olmanın sağladığı tarihsel üstünlükten ve ordu olmanın yapısal özelliklerinden yararlanarak sivil etkilere sıkı sıkıya kapalı bir iç dünya kurmayı başarmıştır. Aşırılaştırılmış bir misyon duygusuna eşlik eden ideolojik türdeşlik silah gücüyle birleştiğinde ortaya aşılamaz bir siyasi güç çıkmıştır. Bu siyasi güç, sivil desteklerle birlikte her dönem kendi kabullerini topluma aktarabilecek devletin ideoloji üreten kurumlarını, medyayı denetleme olanağını elinde tutmuştur. Kuşakların yetiştiği resmi eğitimin tüm çerçevesi, temel şablonları bu siyasi güç eliyle biçimlendirilmiştir.
Haberin devamını okumak için tıklayın.
|
|
Diğer haberler:
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|