|
|
ÜNAL ÜNSAL * / Bu zihniyeti Kırmızı Kitap yaratmadı. Kitap sadece, toplumumuzda yaygın olarak mevcut bulunan zihniyete uygun davranış biçimlerini ve ezberleri kâğıt üzerine döküyor.
|
Son günlerde Milli Güvenlik Siyaset Belgesi, halkımızın önüne art arda konan inanılması zor dehşetengiz başka belgelerle zenginleşen ülke gündeminde baş köşede bir yerlere geldi. “Asker, aslında gizli bir anayasa olan böyle bir belgeyi nasıl hazırlayabilir? Bu belge, askeri vesayetin dayanağı, hukuksuzluk, skandal, egemenlik milletindir” deniyor... Bu tür laflar edildikten sonra üzerinde genel uzlaşma sağlanmış olan husus, belge ortadan kaldırılırsa ülkemizin kurtulacağı ve düze çıkacağımız.
Asıl sorun belge mi
Bu lafların pek fazla anlamı yok...
Zira, bugün karşı karşıya olduğumuz ağır sorunların nedeni böyle bir belgenin bulunmasında değil. Bu belge yakılsa da, çöpe atılsa da, iptal edilse de kurtulup düzlüğe çıkmamız kolay olmayacak.
Milli Güvenlik Siyaset Belgesi, dergi büyüklüğünde, takriben 300 sayfadan oluşan kırmızı kaplı bir kitaptır. Üzerinde “ÇOK GİZLİ” işareti vardır. Devlet kurumlarında, Milli Emniyet soruşturması sonucunda çok gizli belgelere erişme yetkisine sahip sınırlı sayıdaki yüksek görevlilere senet karşılığında teslim edilir, güvenlikli kasalarda saklanması gerekir.
Dışişleri Bakanlığı’nda bu kitaptan üç adet vardı. Merak saikıyla şöyle bir göz atıldıktan sonra, bir daha açılmamak üzere kasaya konurdu. İşimizi yaparken hiç kimsenin tek bir gün, “Acaba şu meşhur kitap ne diyor, kitaba uyalım” dediği olmamıştır. Değerlendirmelerimizi, çalışmalarımızı, günün koşullarının ışığında nasıl yapmak gerekiyorsa o şekilde yapardık. Diğer kurumlarda uygulamanın nasıl olduğunu bilemem. Ancak, askerlerle, adliye ve içişleri mensuplarıyla katıldığım toplantılarda da hiç kimsenin, “Kitapta şöyle emredilmiş, dolayısıyla şunu yapmak, bunu yapmamak zorundayız” biçiminde bir müdahalesine şahit olmadım.
Naif bir anlayış
Bu izahatı vermekle neyi anlatmak istiyorum?
Kırmızı Kitap kamuoyunda bir efsane haline getirildi. Neredeyse, bu kitap ortadan kaldırılınca askeri/bürokratik vesayet derdinden kesinkes kurtulacağımız anlayışı hâkim. Bu naif bir anlayış... Zira, başımız, böyle bir kitap varolduğu için sıkıntıda değil. Bu kitap, toplumumuzda yüz yıllardır sürüp gelen şiddet kültürünün, yabancı düşmanlığının, paranoyaların, üstesinden gelemediğimiz travmaların, “Türkün Türkten başka dostu yoktur” ve “Gözbebeğimiz” edebiyatının yarattığı ruh halinin bir ürünü. Bu zihniyeti Kırmızı Kitap yaratmadı.
Kitap sadece, toplumumuzda yaygın olarak mevcut bulunan zihniyete uygun davranış biçimlerini ve ezberleri kâğıt üzerine döküyor. Bu kitap olmasaydı ülkemizde durum farklı mı olacaktı? Burası, milletin hizmetkârı olan devletin ve millete hizmet için işe alınmış asker/sivil memurların birçoğunun “Hak yok vazife var”, “Vatandaş yok kutsal devlet var” anlayışıyla hüküm sürdüğü bir ülke. Geçtiğimiz yıl yargı mensuplarıyla yapılan mülakatlarda, “Mesele devletin çıkarları ise hukuk tanımayız” mealinde yanıtlar verilmedi mi? Bu zevatın hiçbiri Kırmızı Kitabı görmüş, ondan ilham almış değil ki!
Kırmızı Kitap’ı yok etmeli ama
Dolayısıyla, mutlaka yapılmalı ama Kırmızı Kitap’ın yok edilmesi tek başına derde deva olamaz. Doğru dürüst bir eğitimle, asker ve sivil olarak kökten bir zihniyet değiştirme sürecinden geçmemiz, evrensel normlara uygun devlet, hukuk ve demokrasi anlayışını benimsemiş bir toplum haline gelmemiz gerekiyor.
Son bir yılda özellikle son aylarda Taraf gazetesince ortaya dökülen belgeler sayesinde, dondurulmuş beyinlerimizde çözülme başladı.
Dünya ve Türkiye koşullarının köklü şekilde değişmiş bulunduğu, çağdışı zihniyet ve yöntemlerden artık kurtulmamız gerektiği her kesimden daha çok insanımız tarafından görülür oldu.
Çetin Altan’ı analım: “Enseyi karartmayın” doğru yolda bir gidiş var.
* Emekli Büyükelçi / contrastbasso@gmail.com