|
|
PROF. DR. ATİLLA YAYLA * / Soldayım diyenlerin ilk olarak, nasıl bir solda olduklarını açık seçik şekilde beyan etmesine ihtiyaç var
|
Taraf’ta sol-sosyalizm üzerinde ilginç bir tartışma cereyan ediyor. Tartışmada Nabi Yağcı, Roni Margulies ve Erol Katırcıoğlu da zaman zaman yer almakla beraber, ana taraflar Halil Berktay ve Murat Belge. Her ikisi de beğendiğim ve takdir ettiğim akademisyenler, yazarlar.Tartışma da gayet seviyeli ve yararlı. Temennim, bu fikir alışverişinin devam etmesi ve seviyeyi düşürmemek, odağı kaybetmemek şartıyla başka isimlerin de tartışmaya katılması. Sol düşünceyle pek ilgisi olmayan ve kendisini sağda veya solda tanımlamayan, bu tür tanımlamaları yanlış, en azından yetersiz bulan, ve bu tanımlamaların dayatılmasından rahatsızlık duyan bir akademisyen olarak tartışma beni de yakından ilgilendiriyor ve birşeyler söylemeye teşvik ediyor. Bazıları “hariçten gazel okumak” olarak görebilecek olsa da bu böyle. Çünkü, hem teorisi hem pratiği gösteriyor ki, istikrarlı bir demokrasi bir taraftan muhafazakar demokrat, diğer taraftan sol demokrat çizgiye ve daha önemlisi her iki çizginin de mümkün mertebe liberal fikriyattan etkilenmesine ihtiyaç duyuyor. Bu yüzden, solun siklet merkezinin liberal demokrasi karşıtlığından uzaklaşıp demokratlaşması solcu olmayışıma rağmen beni de en az soldakiler kadar alakadar ediyor. Samimiyetle itiraf etmek isterim ki, bu tartışmada Halil Berktay’ın fikirlerini ve çizgisini daha isabetli ve özgürlük ve demokrasiyle gerçek anlamda uyumlu buluyorum. Murat Belge’nin ve diğer arkadaşların iyiniyet ve samimiyeti de hoşuma gidiyor, ama iyiniyet ve samimiyetin doğru yerde durmaya yetmeyeceğine emin olmamızı sağlayacak miktarda bilgi ve tecrübeye, bugünün insanları olarak, sahip bulunduğumuzu zannediyorum.
Sol eşittir sosyalizm midir? Elbette hayır. Eğer sosyalizm özel mülkiyetin ve bütün sonuçlarının (serbest girişim, usuli adalet gibi) reddi ve şiddeti sadece araç değil amaç olarak da benimseyerek sınıf diktatörlüğü kurmak isteyen bir dünya görüşü ise, demokratik dünyada bu görüşün tabanının sol içinde de artık bir azınlığa tekabül ettiği gerçeğini kabul etmemiz gerekir. Bu demektir ki, sol sosyalizmden ibaret değildir. O kadar ki, Batı’da artık sosyalist etiketini kullanan partilerin, yukarıdaki tanımlanma biçimiyle, sosyalist olmadığı, daha ziyade sosyal demokrat veya Berktay’ın dediği gibi sol demokrat olduğu (demokratik sosyalist değil) bilinen bir gerçek. İşte bu yüzden, soldayım diyenlerin, ilk olarak, nasıl bir solda olduklarını açık seçik, muğlaklıklığa yer bırakmayacak şekilde beyan etmesine ihtiyaç var. İkinci olarak, sol çizginin, bütün iyilikleri sola, bütün kötülükleri sol olmayana (sağa, muhafazakarlığa, liberalizme vs.) atfetmekten vazçgeçmesi gerekiyor. Şiddet açısından bakarsak, nasıl ki sağın demokrat olmayan, şiddeti meşru ve arındırıcı- yüceltici gören unsurları varsa, solun da bu tür unsurları bol miktarda mevcut. Başka bir deyişle birinin (bir programın) solda olması onun otomatikman demokrat ve de insaniyetçi olmasını sağlamıyor. Bu yüzden, “sol” tanımının iyi yapılması lazım. Burada sıkıntı şu: Solu nasıl tanımlayacağız? Sadece içinden bir tanım mı yapmalıyız? Elbette içerden bakışın belli bir değeri ve yararı var; bundan dolayı, sol içi tartışmalar önemli. Ancak, dışardan bakış da mühim ve belki de bazı bakımlardan içerden bakıştan daha yararlı. Bunun neden böyle olduğunu bir benzetmeyle açıklayabiliriz. Mesleki körlük denen şeyin bir benzeri ideolojik körlük olarak tecelli edemez mi? Elbette edebilir. Öyleyse, her ideolojik pozisyonların, ve bu arada solun, kendi iyiliği için de, dışından gelen değerlendirmelere ve eleştirilere kulak asması lazım. Her ideoloji mensubunda bir içe kapanma, bir çeşit sadece kendi sesini veya onun yankılarını dinleme bağnazlığı mevcut olabilir. Ama bu sanki solda daha baskın.
Haberin devamını okumak için tıklayın.