Turgut Özal Üniversitesi
Öğretim Üyesi
Türkiye’deki demokrasi mücadelesinin etkisi ve tarafları çoktan Türkiye sınırlarını aştı. Tüm kozlar oynanıyor. Bir taraf aynen Batı Avrupa ülkeleri ve ABD’de olduğu gibi demokrasi, insan hakları, eşitlik, adalet gibi evrensel değerleri Türkiye’de hakim kılmaya çalışıyor. Türkiye’de bu güne kadar önemsenmemiş halk eşit insan olmak, seçkinci sınıfın aşağılamalarından kurtulmak, gerçek hukuk devletini kurmak, binlerle ifade edilen faili meçhul cinayetlere dur demek, devlet millet kucaklaşmasını sağlamak, devlet kurumları arasında ahenk sağlamak için çalışıyor. Diğer statükocu taraf ise, halktan kopuk, halkın seçtiklerine sivil ve asker bürokrasinin tam itaat etmediği, kuvvetler ayrılığının tam işletilmediği, legal yapısının daha önceki devrimlere büyük ölçüde kirletildiği bir statükoyu kendi çıkarlarının devamı adına korumak için çırpınıp duruyor.
Okyanus ötesinden cılız destek
İşte bu ortamda Soner Çağaptay Türkiye’deki darbe teşebbüsleri ile ilgili Foreign Policy Dergisinde bir yazı kaleme almış. Şahsen de tanıdığım sayın Çağaptay’ın evrensel değerlerden, demokrasiden, eşitlikten yana olmasını dilerdim. Fakat tüm belirtiler kaybetmeye mahkûm, demokrasiye inanmayan, halkını küçümseyen zihniyetin tahtının sarsıldığını ve son demlerini yaşadığını ve okyanus ötesinden gelebilecek cılız seslere muhtaç duruma geldiğini gösteriyor. Belli ki, içte ve dışta ciddi anlamda eleştirilere maruz kalan statükonun devamını isteyen, kayrılmış çıkarları olan zihniyet nereden gelirse gelsin yardıma ihtiyaç duyuyor...
Soner Çağaptay bu bağlamda kendi iradesi ile mi, yoksa ısmarlama mı bilinmeyen bir sebepten dolayı bir bakıma ciddiye alınmaması gereken çok basit, statükocu zihniyetin temsil eden, bir bakıma da çarpıtmanın boyutu bağlamında ciddiye alınması, düzeltilmesi gereken bir yazı yazdı.
Tarihçi Soner Çağaptay yazısına şöyle başlıyor “Uzun bir zamandır Türk ordusu dokunulmazdı; kimse orduyu ya da komuta kademesini eleştirmeye cesaret edemezdi. Bunu yapmak için yanma riskini göze almak gerekiyordu. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Cumhuriyet’in kurucusu Kemal Atatürk’ün laik mirasının nihai koruyucusuydu ve ülkedeki başka hiçbir kuvvet ordunun üstünlüğünü tehdit edemezdi. Ama işler değişti”. Bu satırları okuduğunuzda sanki artık Türkiye normalleşiyor, hukuk devleti gerçekleşiyor, hiçbir kişinin, kurumun dokunulmazlığı, kayrılmışlığı olmayacak, herkes hukuk önünde eşit olacak, şeffaflık olacak... gibi cümlelerin takip edeceğini düşünüyorsunuz. Fakat tam tersine Türkiye’nin hukuk devleti değil, kanun devleti olmasını isteyen, vesayet altındaki bir demokrasiye Türkiye’yi mahkûm etmeyi arzulayan seçkinci bir zihniyetle yazı devam ediyor.
Yazıda 22 Şubat’taki tutuklanan askerlerden söz ediliyor ve “Bu haberler konusundaki görüşünü sorduğum eski bir ABD büyükelçisi bu senaryonun saçma olduğunu söyledi. ‘Eğer Türk ordusu bir darbe yapacaksa bunun için 5 bin sayfalık bir plan yazmaz herhalde’ dedi ” diye yazıyor. Sayın Çağaptay Türkiye üzerine yazdığına göre Türk gazetelerini televizyonlarını, internet sitelerini takip ediyor olmalı! Eğer takip ediyorsa Balyoz Planı ve diğer darbe planlarının orijinallerinin ele geçirildiğini, ordu içinden demokrasi taraftarları askerlerin bizzat bilgi ve belge sağladığını, ses kayıtlarının olduğunu, mektupların, itirafların, gizli tanıkların olduğunu da biliyordur herhalde. Öyleyse ben tüm bunlara mı inanayım, yoksa kimliği belirsiz, kimliğinin bile açıklanmasından çekinen, ürkek bir eski büyükelçiye mi inanayım. Böyle saçma argümanı ben ve kimse ciddiye almaz. Zaten her Amerikalı eski büyükelçinin her söylediğinin kutsal, tartışmasız gerçekler olarak kabul edecek halimiz yok. Eğer böyle olsaydı bu tür adamlar önce ABD’nin, Irak ve Afganistan’da şimdiki zor duruma düşmesine müsaade etmezlerdi. Zaten ABD dış politikasının temel ikilemlerinden birisi, ABD’nin bir taraftan demokrasi ve açık toplumun bayraktarlığını yaparken, diğer taraftan baskıcı güçlerle, diktatörlerle işbirliği yapmasıdır. Bu durum da ABD politikalarının önündeki en büyük handikaplardan birisidir.
Haberin devamını okumak için tıklayın.