|
|
TANER AKÇAM * / Galiba akıntıya karşı yüzmek zorundayım. Fransa’nın soykırımı inkar kanunu, liberal çevreleri de kapsayan ulusal bir birlik havası yaratmışa benziyor
|
Galiba akıntıya karşı yüzmek zorundayım. Fransa’nın soykırımı inkar kanunu, liberal çevreleri de kapsayan ulusal bir birlik havası yaratmışa benziyor. “İç işlerimize karışma”; “kendi pisliğinle uğraş”; “iki yüzlülük ve çifte standart”; “kasti ve basit politik hesaplar için gündeme getirilmiş bir yasa” gibi argümanlar en çok duyulanlar arasında. Elbette bu tür bir tartışma düzeyine, “ne yapalım, dinsizin hakkından ancak imansız gelir”veciz sözü ile cevap verilebilir. Yani aynı söylem düzeyinde kalınır, “kötü ve öcü öteki” olduğundan kuşku duyulmayan Fransa ile Türkiye arasında kıyaslamalar yapılır, aslında bu iki ülke arasında zihniyet açısından pek bir fark olmadığı -Fransa’ya biraz haksızlık yapmak pahasına- ileri sürülebilir. “Kendi yediği haltlarla uğraşmayıp, çıkar amacıyla ötekinin yediği haltların üstüne gitmek” olarak özetlenebilecek, bu “çifte standart” argümanının, Türkiye’de son derece fazla alıcısı olduğunu biliyorum. Sonuçta, ulusdevletlerin, tarih sahnesine çıktıkları andan itibaren, kendi pisliklerinin üstünü örtme ve ama ötekinin pisliğinin üstüne gitme uzmanı oldukları konusunda, gerekirse sömürgecilik tarihi de devreye sokularak yüzlerce ve binlerce örnek verilebilir. Kabul etmem gerekir ki, bu “pis-emperyalist Batı” ve “biz mazlumlar” edebiyatının Türkiye’de müşterisi çok ve bunun üstüne bir de sıkı”iç dinamik” ve “bizim kendi gücümüz” analizi eklersem, bu da işin kaymağı olur ki ortaya “yeme de yanında yat” durumu çıkar.
Acaba okuyucuyu, en yakın dostlarımı da sardığını gördüğüm yukardaki atmosferin dışına çıkartabilir miyim? “Soykırımı inkâr” yasasının özel olarak “bize”, Türkiye’ye yönelik, politik amaçlarla gündeme getirildiği katı inancını biraz olsun yumuşatmam mümkün mü?
Zannetmiyorum; ama gene de denemek ve okuyucuyu, hezeyanlardan uzak bir tartışmaya davet etmek, Fransa’nın son girişimine, Avrupa’nın kendi iç tarihi açısından yaklaşmak isterim. Bugün Avrupa, Soykırım, İnsanlık Suçu ve Savaş Suçları olarak tanımlanan büyük kitlesel katliamların inkâr edilmesinin önüne nasıl geçilmesi gerektiği konusunda ciddi bir arayış içindedir. Fransa’nın getirdiği yasa 2001’den beri devam etmekte olan bu arayışın ürünüdür.
Bilindiği gibi, Avrupa’nın hemen tamamında “Holocaustu inkâr etmek” bir suçtur. Bu konuda iki farklı hukuki yaklaşım vardır. Bir grup ülke sadece Holocaust inkârını suç sayan kanunlara sahiptir. Bir diğer grup ülkede ise, böyle özel bir kanun yoktur. Ama “soykırımı inkar” nefret suçları kapsamında ele alınır ve cezai kovuşturmaya uğrar.
Her iki farklı yaklaşımın ortak paydası, “ırkçılık ve nefret söyleminin yasaklanması” meselesidir. 2001 yılından beri, konuya ilişkin yasalarının birbirinden çok farklı olması nedeniyle, yasalar arasında nasıl bir birlik yaratılabilir sorusu Avrupa’nın gündemindedir. Cevabı aranan soruları şöyle özetlemek mümkündür: a) Holocaustu inkâr suçu, genel olarak, soykırım, insanlık suçu ve savaş suçlarını da kapsayacak biçimde nasıl genişletilebilir? b)Soykırım bağlamında, “soykırımı inkâr” biçiminde yeni bir suç kategorisi tanımlamak gerekmez mi? c) eğer böyle bir suç kategorisi yaratılacak ise, bu suçun kapsam ve boyutu ne olmalı ve mevcut farklı ceza kanunları arasında birlik nasıl sağlanmalıdır?
2007 ve 2008 yıllarında Avrupa Birliği konuya ilişkin bir çerçeve kararı aldı. Bu kararla birlikte, “soykırımı suç sayma” konusunda AB hukuk sistemi yeni bir zemine doğru kaymaya başladı. Konuyu anlamak açısından bu karara yakından bakmakta fayda var. Kararın amacı, “ceza hukuku yoluyla, ırkçı ve dışlayıcı söz ve ifadelerin değişik biçimleriyle mücadele etmek” olarak tanımlanır. Birinci maddede, üye ülkelerin aşağıda sayılan kasti eylemleri cezai müeyyideile sınırlandırmaları istenir: “ırk, renk, din, kök,ulus veya etnik bir gruba ya da onların mensuplarına karşı alenen şiddet veya nefreti tahrik etmek.”
Çerçeve kararda, bu eylemlerin “kitap, resim veya benzeri materyallerle açık neşri ve dağıtımının” da suç kapsamında değerlendirilmesi gerektiği söylenir. Ayrıca, 2. Madde açık olarak “Uluslararası Ceza Mahkemesi Sözleşmesi Statüsü veya 8 Ağustos 1945 Londra Antlaşması’na eklenmiş Uluslararası Askerî Mahkeme Sözleşmesi tarafından tanımlanmış, soykırım, insanlık suçu ve savaş suçlarına aleni göz yummak, inkâr etmek veya önemini küçümsemek” suçlarını yasaklanması gereken suçlar kapsamında sayar.
Haberin devamını okumak için tıklayın.