|
|
VAHAP ÇOŞKUN * / Türkiye’deki mevcut Kürt siyasal hareketlerinin bağımsız bir devlet talebi bulunmuyor
|
Kürt meselesinde çözüm geciktikçe, Kürt taleplerinin taşıyıcılığını yapan siyasi aktörlerin kullandıkları dil ve öne sürdükleri talepler de farklılaşıyor. Yakın döneme kadar bir “hak ve özgürlükler sorunu” veya “demokrasi sorunu” olarak görülen Kürt meselesi, bugün farklı tanımlanıyor. Artık, bireysel hak ve özgürlüklerinin tümünün tanımasının Kürtleri tatmin etmeyeceği söyleniyor ve “Kürtler, bir millettir; millet olmaktan kaynaklı tüm haklarının tanınması gerekir” denilerek kolektif haklara vurgu yapılıyor. Demokrasinin güçlendirilmesinin Kürtlerin isteklerini karşılamaya yetmeyeceği ifade ediliyor ve “Kürt sorununun artık bir statü sorunu, bir egemenliğin paylaşımı sorunu olduğunun görülmesi” gerektiği belirtiliyor.
28-29 Ocak’ta Diyarbakır’da olağan genel kurulunu toplayan Demokratik Toplum Kongresi’nde de bu statü talebi bir kez daha vurgulandı. “Herkes çok iyi bilmeli ki Kürtler dilsiz, kimliksiz ve statüsüz birlikte yaşamayı reddetmektedirler” diyen Kongre, Kürtlerin statüsünün “demokratik özerklik” olarak belirlenmesi gerektiğini savundu: “Birlikte yaşam önerimiz ve arzumuz “Demokratik Türkiye Özerk Kürdistan” olarak formüle edilmiştir.”
Statü talebinin sadece PKK, DTK veya BDP çizgisince savunulduğu düşünülmemelidir. Siyaseten bu çizginin dışında kalan ve buna muhalif olan Kürt grupları da öncelikle bir statünün tanınması, ardından diğer taleplerin de bu başlık altında tartışılması gerektiği görüşünü dillendiriyorlar. Dolayısıyla kayıtsız kalınabilecek veya görmezden gelinebilecek bir talepten bahsetmiyoruz, üzerine daha çok eğilmemiz ve konuşmamız gereken bir konudan söz ediyoruz.
İnsan hakları alanında giderek yaygınlık kazanan bir eğilim var. Buna göre, hâkim çoğunluktan farklı olan grupların varlıklarını ve kültürlerini idame ettirebilmeleri her zaman salt klasik sivil ve siyasal hakların tanınmasıyla mümkün olmayabilir. Bu nedenle söz konusu grupların kültürel kimliğini korumak ve geliştirmek için, bu gruplara eşit vatandaşlık haklarına ek olarak bazı özel hak düzenlemelerinin yapılması gerekir. Bunlar Nafiz Tok’un kavramsallaştırmasıyla, üç grupta toplanır:
İlki, dini yaşam biçimlerinin gerekleri yüzünden toplumdan belli düzeyde ayrılık talep eden dini grupların taleplerine yönelik “muafiyet hakları”dır. Bu haklar, hem kendi dini pratiklerini gerçekleştirmek hem de genel kamusal alana katılmak isteyen dini grupların, bazı ortak kanun ve politikalarından (askere gitme, dini inancına aykırı derslere girme veya kılık kıyafet gibi mecburiyetlerden) muaf olma taleplerini yansıtır.
Haberin devamını okumak için tıklayın.