|
|
TANER AKÇAM * / Hrant Dink bizim sembolümüz, Martin Luther King’imiz olsun
|
Hrant Dink davası kararı büyük şaşkınlık yarattı. Şaşkınlık iyidir, güzeldir, saflığın ve duruluğun alametidir. Vicdanların hâlâ temiz olduğunu gösterir ve karşıdakinden en azından, sıradan, insani olan birşey beklemenin son derece doğal olduğuna inanan bir ruh halini yansıtır. Aslında fazla şaşırmamıza gerek yoktu; Hrant’ın katillerini saklayanların durdukları yeri bilebilseydik, bizlere nasıl ve nereden baktıklarını görebilseydik ve en önemlisi Hrant Dink cinayeti ile 1915 soykırımı arasındaki bağlantıyı kurabilseydik, şaşırmazdık o zaman. Ve onların, bizlere bakarak hafif bir tebessümle, “çıldırmış mı bunlar; akıllarını mı yemişler; bu devletin kuruluşundan tuğla çektirir miyiz?”, dediklerini duyardık. Şaşkınlığımız esas olarak bu cinayet ile Ermeni soykırımı arasındaki kuvvetli bağı göremeyen bizlerin hatasıdır; aslında şaşırmamıza şaşırmak gerekir. Ne üzücü bir şey; onların gördüğünü görmüyor; onların bildiğini bilmiyoruz.
Hrant Dink’i, Talat Paşa’nın öldürülmesinin intikamını almak için öldürdüler. Her şey, ama her şey, 1921 yılında işlenmiş suikastın intikamını almaya uygun örgütlendi. Yasin Hayal’in, McDonalds olayı sonrası, hapisten çıktığında, babası ile Talat Paşa’yı konuştuğunu biliyoruz. Babasına soruyormuş, “baba, Talat Paşa’nın nasıl öldürüldüğünü biliyor musun?” Bayağı bilgi sahibi de olmuş olay hakkında aslına; “Talat Paşa’yı öldüren adamın ceza almadığını, serbest bırakıldığını da biliyor muydun“, diye ekliyormuş.
Hrant Dink’i niçin evinin önünde öldürmediler? Ya da niçin kaçırıp, öldürüp, cesedini bir yere atmadılar, diğer faili meçhullerde yaptıkları gibi? Bunların her birisini isteselerdi yaparlardı. Ama böyle yapmak yerine, AGOS’un önünde, caddede, herkesin gözü önünde, hem de arkadan kafasına ateş ederek öldürdüler! Niçin? Çünkü Hrant nezdinde Ermenilerden Talat Paşa’nın intikamını almak istediler. Talat Paşa, 15 Mart 1921’de, Berlin’de, soykırımdan sağ olarak kurtulan Soghomon Tehlirian tarafından öldürüldü. Tehlirian, Talat Paşa’ya arkadan yaklaştı ve kafasına sıkarak öldürdü. Kaçarken yakalandı. 2-3 Haziran tarihlerinden görülen dava sonucunda da beraat etti.
Cinayetin, bilmediğiniz bir başka benzerliği daha var: Tehlirian olay yerinden kaçarken yakalanmıştı ama aslında suikast planını yapanların aldıkları karara göre kaçmaması, olduğu yerde durması ve teslim olması gerekiyordu. Hrant Dink soruşturmalarında var olan bazı kayıtlardan aslında Ogün Samast’ın da kaçmaması, en azından İstanbul’da yakalanması gerektiğinin planlandığı anlaşılıyor. Her şey, 1921’deki gibi olmalıydı. Amaç hem Talat Paşa’nın intikamını almaktı hem de Ermenilere 1915 soykırımını, onların sesini boğmak için yaptıklarını hatırlatmaktı. “Biz bu topraklarda bir Ermeni’ye, 1915’den sonra özgürce konuşma imkânı vermeyiz”, demek istiyorlardı. Ah! Onların bildiklerini bilebilsek, onların görebildiklerini biz de görebilseydik...
1915 soykırımı ile Hrant Dink’in öldürülmesi arasındaki bağı göremeyen, görmek istemeyen biz şaşkınların yardımına yüce Rabbim yetişti. Rauf Denktaş’ın ölümünü de aynı günlere getirdi; Rabbim sanki bizlere “kör müsünüz, açın gözlerinizi, görün; zihinleriniz mi körelmiş, bakın anlayın” der gibiydi.
Haberin devamını okumak için tıklayın.