|
|
- * / Yunan halkı bu çelişkiyi sürekli yaşamak zorunda: Fakirlik mi yoksa iflas mı
|
Yunan toplumu, krizden olduğu kadar, krizle mücadelenin çıkışsız tariflerinden de sınava tabi tutuluyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası Yunanistanı’nda büyük mücadeleler ve fedakârlıklar sonucu elde edilmiş olan pek çok kurum yok edilmeye çalışılıyor: Sosyal güvenlik politikaları, sağlık sistemi, eğitim, ulaşım, doğal ortam ve kent ortamı, güvenli yaşama imkanı, halihazırda eksik ve değersizleşmiş bir sosyal devletin Yunan versiyonunu oluşturan tüm temel unsurlar bugün yerle bir ediliyor. Bunun sonucunda da toplum nefessiz bırakılıyor.
Bu çelişkinin baskısını devamlı olarak yaşamaktayız: Yoksulluk mu, yoksa iflas mı? Halbuki söz konusu olan bir çelişki değil, iki olumsuzun bir arada bize önerilmesidir: Hem yoksulluk, hem iflas. Üç ayda bir tanık olduğumuz, Yunanistan’ın Avrupa Birliği’nden kovulma tehdidi, etik olarak sorunlu ve ekonomik açıdan yıkıcıdır, çünkü Avrupa’yı kararsızlığın, ekonomik istikrarsızlığın ve krizin derinleşmesinin merkezi unsuruna dönüştürerek ağır düşüşü kuvvetlendirmektedir.
Her geçen gün, 2. Memorandum’un oylanmasıyla doruğa ulaşan, krizle mücadele politikasının, hem bir kurtuluş ve çıkış yöntemi sağlamadığı, hem de Yunanistan’ın senelerdir hastalıklı olan siyasetine ve ekonomisine tedavi uygulamadığı, ancak sosyal adaletsizliğe dayalı yıkıcı bir süreç olduğu aşikârdır.
Krizin bedelini, onyıllarca devletten ve kamu çıkarından faydalananlar değil, kırılgan toplumsal gruplar ödemektedir. Şu an yaşadığımız, sosyal Avrupa modelinin öngördüğü ve uç ekonomik ve toplumsal eşitsizlikler yaratan, zenginliğin ve iktidarın devasa bir yeniden dağıtılması girişimidir. Aynı zamanda ırkçılığı ve yabancı düşmanlığını da içeren güçlü bir milliyetçilik yeniden hortlamış durumdadır.
Haberin devamını okumak için tıklayın.