|
|
AYSUN YAZICI * / Ve beklenen söz geldi babamdan: “Saçmalamayın! Olur mu öyle şey, sen ne dediğini bilmiyorsun, şaşırmışsın!” Sustuk, konuşmadık bir süre.
|
Türk milliyetçisi bir baba koyu bir siyasi sohbetin tam ortasında Türklüğü ateşli bir şekilde savunurken, kendisini bir Ermeninin yetiştirdiğini öğrenirse ne olur? Ya altmış beş küsur yaşına rağmen anneannemi ‘tövbe edin’ diyecek kadar sinirlendiren şey?
Çocuklarının hepsi İstanbul’da doğmasına rağmen “köklerini unutmamaları” için kayıtlarını Sivas/Suşehri’ne yaptıran Türk milliyetçisi babam, fark etmese de Suşehri’nin Ermenice ismini; Enderes’i kullanırdı hep. Yaşadığı köyde kilise ve kiliseden bozma camileri açıkla(ya)masa da, söyledikleri adı konmamış bir tablonun parçası gibiydi.
Bir tatil dönüşü Suşehri/Enderes’ten ayrılırken babam hem arabayı kullanıyor hem de, arka koltukta oturan (baba tarafından üvey olan) halama ve bana söz yetiştirmeye çalışıyordu. Koyu Türk milliyetçisi eniştem de babamın sözlerini destekliyordu. Bir Türkün bilmem kaç insana bedel olduğu söylemleri havada uçuşup, kahramanlık hesapları yapılırken, söz geldi dayandı Ermenilerin ne kadar, vefasız ve masum insanları öldürecek kadar hain olduklarına. Babam söyledikçe eniştem heyecanlanıyor, eniştem söyledikçe babam dozu arttırıyordu.
Küçük kızları olan ben ise hızla aklımda bulunanları anlatıp delilleriyle sunmaya çalışırken, eniştem ve babam milliyetçi söylemlerini yüzlerindeki ‘sen ne bilirsin’ imasıyla birleştirerek duruma müdahale ediyorlardı. Bu arada halam sessizce bizi dinliyor, tartışma sakinleşince ortamı tamamen sessiz kılacak itirafı gerçekleştiriyordu.
‘Bizim babaannemiz zaten Ermeniydi abi!’ itirafı adını koyamadığım gerçeği yamacıma sakince bırakırken, bakışlarımı şaşkınlıkla halama yöneltmeme sebep oluyordu.
Haberin devamını okumak için tıklayın.