|
|
Taraf’a konuşan Prof. Serap Yazıcı, Anayasa değişikliğinin yürürlüğe girmesi halinde vesayet sisteminde çatlak oluşacağını belirterek, “O çatlaktan demokrasi ve sivilleşme yönünde bir evrim başlayacak” dedi
|
Türkiye’nin darbe anayasasından kurtulmasına kapı aralayacak referandum tartışmaları, sandıkların kurulmasına iki gün kala tüm hızıyla sürüyor. Üç farklı görüş üzerinde yoğunlaşan tartışma en çok Anayasa Mahkemesi ve HSYK’nın yapısının değiştirilmesini öngören maddelerde yaşanıyor.
AKP’nin talebi üzerine 2007’de anayasa taslağı hazırlayan komisyonun çalışmalarında da yer alan Prof. Dr. Serap Yazıcı’yla, 12 Eylül Anayasası ve halkoyuna sunulan 26 maddelik değişiklik paketini konuştuk:
» Bir anayasanın hazırlanma süreci nasıl olmalıdır?
Anayasa, devletin üç temel organının kuruluşunu, işleyişini, karşılıklı yetkilerini düzenleyen, böylece devlet otoritesinin sınırlarını tayin eden, bu otorite karşısında bireylere hak ve özgürlükler sunarak onları güvence altına alan bir belgedir. Klasikleşmiş ifadesiyle anayasa, bir toplum sözleşmesidir. Bir toplumu biraraya getiren farklı grupların ortak yaşama belgesidir. Bu grupların birbirlerinin haklarına tecavüz etmelerini önleyecek mekanizmaları içeren bir belgedir. Kısacası anayasa, bireyleri ve grupları hem devlet otoritesi karşısında hem de birbirlerine karşı koruyacak mekanizmalara yer veren, kişilerin geleceğe güvenle bakmalarını sağlayacak asgarî şartları garanti eden bir belgedir.
Anayasayı bir toplum sözleşmesi olarak kabul ettiğimize göre, bu metnin hazırlanma sürecinde, o sözleşmenin tüm taraflarının eşit katılımına ihtiyaç olduğu açıktır. Dünyada hiçbir toplum homojen olmadığına göre, din, dil, ırk, cinsiyet, mezhep, etnik köken yönünden çeşitli farklılıklar sergilediğine göre, bu farklı grupların hepsinin anayasanın yapımı sürecinde eşit bir role sahip olması gerekir. Bu ise, anayasayı hazırlayan organın halkın gerçek temsilcilerinden oluşmasıyla mümkündür. Halkın tüm kesimleri bu organda temsil edilebilmelidir. Öte yandan anayasanın yapımı süreci, bu süreçte cereyan eden tartışmalar şeffaf ve halkın katılımına açık olmalıdır. Elbette, anayasayı hazırlayan organ metnin hazırlanma aşamasında toplumdan gelen taleplere ve eleştirilere kulaklarını kapamamalıdır. Tabi bu tür bir organın hazırladığı anayasa, mutlaka ifade ve propaganda hürriyetinin garanti edildiği, dolayısıyla düşüncelerin serbestçe şekillendiği bir ortamda halkoyuna sunulmalıdır.
» Bazı çevreler tarafından 82 Anayasası’na, 61 Anayasası’nın getirmiş olduğu aşırı özgürlüklerin kısıtlanmış şekli olarak bakılıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
1982 Anayasası’nın, özgürlükleri büyük ölçüde sınırladığı, bu yüzden otoriter bir yapı yarattığı doğru. Ancak 1961 Anayasası’nın, aşırı özgürlükçü bir eğilime sahip olduğu tezi, gerçek olmaktan çok, bir efsaneyi ifade ediyor. 1982 Anayasası’yla mukayese edildiğinde 1961 Anayasası, özgürlüklere geniş bir yer ayırmış ve bunlara güçlü güvenceler sunmuştur. Ne var ki 1961 Anayasası’nın sözüm ona bu özgürlükçü ruhu, beklendiği ölçüde bir özgürlük ve demokrasi ortamı yaratamamıştır. Bunun nedeni, ilk kez bu anayasayla hukuk sistemimize kazandırılan vesayet mekanizmalarıdır. Biliyorsunuz bunların başında MGK ve AYM gelir. MGK, milli güvenlik kavramıyla ilişkisiz pek çok konuda karar vererek, adeta ikinci bir bakanlar kurulu gibi fonksiyon icra etmiştir. Böylece Türkiye şartlarında temsili demokrasi, görünüşten ibaret kalmıştır. AYM ise kuruluşundan bu yana, çağdaş emsalleri gibi hak eksenli bir tavır sergilememiş, özgürlükler karşısında devlet otoritesini korumayı tercih etmiştir.
» 82 Anayasası’nın hazırlanmasında asıl görev Danışma Meclisi’nin miydi? İllerden bu meclise seçilen kişiler ne kadar halkın içindendi?
1982 Anayasası, TSK adına 12 Eylül müdahalesini gerçekleştiren Milli Güvenlik Konseyi (Genelkurmay Başkanı ve dört Kuvvet Komutanı) ile MGK tarafından atanan 160 üyeden oluşan Danışma Meclisi tarafından hazırlanmıştır. MGK, Danışma Meclisi üyelerinin 40’ını doğrudan doğruya, 120’sini ise dolaylı olarak seçmiştir. Valiler, her ile ayrılan sayının üç katı kadar adayı MGK’ya bildirmiş, MGK nihai kararı vermiştir. Kısacası, Danışma Meclisi üyeleri seçilmiş değil, atanmış kişilerdir, yani halkın temsilcileri değildir. Üstelik Danışma Meclisi, kabul ettiği anayasa taslağını MGK’ya sunmuş, Konsey metne son şeklini vermiştir. Kısacası 1982 Anayasası, özünde 5 generalin iradesinin eseridir.
» 12 Eylül Anayasası, devletin yapısında ne gibi değişiklikler yarattı?
1982 Anayasası tümüyle, devlet otoritesinin yüceltilmesi fikriyle hazırlanmış bir anayasadır. Çünkü bu Anayasayı hazırlayanlara göre devletin üstün otoritesi, 1961 Anayasası’nın sözüm ona özgürlükçü felsefesi nedeniyle aşınmış, 1970’lere hâkim olan tüm krizler de bu otoritenin aşınmasından kaynaklanmıştır. Bu yüzden bu Anayasayı yapanların asıl hedefi, devletin otoritesini yeniden güçlendirmektir. Anayasanın bozuk bir Türkçe ile kaleme alınan uzun Başlangıç bölümü, bu devlet odaklı anlayışı göstermektedir. Bu anlayış, metnin tümüne nüfuz etmiştir. Bu bakımdan 1982 Anayasası, anayasacılığın mantığı ile bağdaşmamaktadır. Anayasacılığın, anayasa yapmanın asıl nedeni, doğası gereği güçlü olan devlet otoritesini, hukuk kurallarıyla, bireylerin ve grupların özgürlükleri lehine sınırlamaktır. Bu nedenle dünyada anayasacılık akımıyla, demokratikleşme dalgaları arasında sıkı bir bağ vardır.
» “Yasama, yürütme ve yargı, 82 Anayasası ile gerçekten de birbirlerinden ayrıldı” diyebilir miyiz? Çağdaş demokrasilerde yasamayürütme ve yargı arasında nasıl bir ilişki vardır ve olmalıdır?
Kuvvetler ayrılığı, devletin üç temel fonksiyonunun farklı devlet organlarına sunulmasını ifade eder.
Haberin devamını okumak için tıklayın.