|
|
ORHAN GAZİ ERTEKİN* / Hrant’ın mahkûmiyetine sebep sayılan makalesinin yargısal süreç içindeki bu tuhaf ele alınma biçimine ve cezalandırılma gerekçesine bakıldığında, aslında, mahkûmiyet kararının çok ciddi bir milliyetçi hezeyandan, bir kan milliyetçiliğinden ortaya çıktığı, bu heyecan ve hezeyanın akıl oyunlarına ve edebi derinliğe yabancı bir dil ile mefluç hale geldiği ve kendi nesnesini anlama ve algılama zorluğu ile malul olduğu rahatlıkla görülebilir.
|
Gazeteci Zihni Çakır’ın hapis cezasına mahkûm edilmesine ilişkin karar ve gerekçesi, Türkiye’nin hukuk, adalet ve yargı alanlarındaki en ciddi sorunlarından birisini daha ifşa edecek önemdedir. Haberlere bakılırsa, “Hindistan’ın Türklüğü”, “Ermeniliğin iftira” olarak ele alınışı vb. gibi birbirinden kaygı verici ifadeler bu kararın gerekçesinde birer birer boy göstermiş. Türklük üzerine yazılan menkıbeler ile siyasi ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin tezlerin birbirini beslemekte kullanıldığı bu gerekçeli karar, bugün hukuktan biraz anlayan herkesi ve demokratik kamuoyunu hayretler içinde bırakmış durumda. Öyle ya, gazavatname tadındaki bir tarih anlatımı ile çok ciddi biçimde ve tarafsız yürütülmesini beklediğiniz bir hukuksal faaliyetin bu seviyede yan yana getirilmesi, adalet görevini üstlenen yargı ve yargıç üzerindeki şüpheleri artırdığı gibi bir bütün olarak yargının sorgulanmasını da zaruri hale getirecektir.
Buna karşılık, daha en başından şunu söylemekte yarar var: Türkiye’de hukukun, hukuksal faaliyetin, yalnızca Türklüğe dayanılarak ve Türklük temel alınmak suretiyle üretilmesine ilişkin olan bu sorun maalesef Çakır’la başlamadı ve bu işin çok ciddiye alınması gereken bir evveli var. Çakır için verilen karar bu sürecin sadece âhiri, yani son örneğidir. Hrant Dink’in ünlü “301 davası” ve arkasından Arat Dink ile Sarkis Seropyan’ın yine aynı maddeye dayanan ceza dosyaları da bu korkutucu sürecin daha evvelki örneklerini oluşturur.
Daha kaygı verici olan ise, ırkçılık ile yargı arasındaki bu tehlikeli buluşma noktalarının birer istisna olarak ele alınamayacak durumda oluşlarıdır. Tam tersine, Türkiye’de sorun, kurumsal biçimler almış durumdadır. Bu noktada iki temel sorundan bahsedilmelidir. Birincisi Türkiye’de yargı ve hukuk düzeninin kurumsal olarak tek bir etnik birim temelinde örgütlenmiş olmasıdır. Türkiye’deki hukuk düzeni, maalesef, tüm vatandaşlara dair değil Türklüğe dair bir hukuk düzenidir. İkincisi ise bu etnik temelin belirli tarihsel durumlarda, yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi, çok ciddi hukuksal ihlaller alanı yaratmasıdır. Hrant’ın, Arat’ın ve Sarkis’in kararları tam da böyle kararlardı ve bu kararların Türkiye’de hukuk ile milliyetçilik arasındaki derinliklerden kaynaklanan yanları görmezden gelinemez.
Haberin devamını okumak için tıklayın.