Hacettepe Üniversitesi
merdogan56@yahoo.com
Demokrasiyle ilişkisi ne olursa olsun, hukukun üstünlüğü veya hukuk devleti şüphesiz başlı başına bir değerdir. Hukuk devleti hür ve medenî bir toplumsal hayat için vazgeçilmezdir. Çünkü bu ilke hem bireylerin haklarına güvenlik sağlar ve onları güvence altına alır hem de herkesin geleceği az çok öngörebilmesini sağlar. Hukuk devletinin olmadığı yerde keyfîlik, gelecekten emin olmama ve muhtemelen baskı vardır.
Eğer hukukî işlemlerimizi ve hukukî sonuçları bulunan faaliyetlerimizi önceden belli edilmiş ve herkes için geçerli olan genel kurallara göre yapabiliyorsak, bu bize geleceğe dönük olarak büyük bir güvenlik ve rahatlık hissi verir. Bu sayede planlarımızı geleceği az çok öngörerek ve hukuka güvenerek yapabiliriz. Geleceği öngörebilmek hukuk devletinin kilit taşıdır.
Onun içindir ki, bir hukuk sistemi, oluşturucu unsurları ve işleyişi itibariyle kişilere bu öngörü imkânını sağlamıyorsa, orada hukuk devleti yoktur. O halde, hukuk devleti açısından, hukuk sisteminin amaçları kadar onun yapısı da önemlidir. Bunun kadar önemli olan başka bir nokta da hukukun mahkemeler tarafından nasıl uygulandığıdır. Bu son nokta ne yazık ki ülkemizde yeterince -hatta hiç- anlaşılmış değildir. Bu hükme maalesef hukuk uygulayıcılarımız da dahildir.
Mahkemeler ihlallerde öncü
Hukukun üstünlüğü “yargının üstünlüğü” demek değildir. Türkiye’de, yanlış olarak, mahkemelerin varlığının kendi başına hukuk devletinin garantisi olduğu varsayılır. Sanki, mahkemeler varsa, hele bir de bağımsızsalar, hukuk devleti tamamdır diye düşünülür. Hatta zaman zaman yargı bağımsızlığının keyfilik ruhsatı veya sorumsuzluk beratı gibi algılandığı bile olmaktadır. Oysa, hukukun üstünlüğünü mahkemeler de ihlâl edebilirler. Nitekim, Türkiye’de hukuk devleti ilkesini -yürütme ve idareden değilse bileparlamentodan çok mahkemeler çiğnemektedirler.
Bu başlıca iki şekilde olmaktadır. Bir kere, mahkemeler evrensel nitelikteki kimi hukukî kavram ve terimi keyfî bir şekilde yorumlayarak, insanlar nazarında bunların değerini düşürmektedirler. Hukuk kurallarındaki kavramsal belirsizlikleri ortadan kaldırmaları gerekirken, mahkemeler zaman zaman tam aksini yaparak yorum ve kararlarıyla belirsizliği -ve dolayısıyla güvensizliği- daha da arttırmaktadırlar. Mahkeme sistemimizin, hukuk kurallarının anlamını bulandıran veya onları ortalama ve makul bir insanın idrak ölçüsünü alabildiğine zorlayacak şekilde yorumlayan örneklerle dolu bir sicili vardır. Bizim mahkemelerimizin bu husustaki yaratıcılıkları özellikle politik ifadenin özgürlüğü söz konusu olduğunda maşallah sınır tanımıyor.
Haberin devamını okumak için tıklayın.