1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | Abone Destek | Yatırımcı İlişkileri | İletişim 24 Mayıs 2013 Cuma 05:47
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  

Yaşı benden az büyük darbeyle yüzleşme - Taraf - 17.04.2012

Yaşı benden az büyük darbeyle yüzleşme   KIVILCIM COŞKUN * / Bu dava, tarihimizin en ağır suçları ile yüzleşme şansımızdır

Share/Save/Bookmark Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült

Polisiye dizilerde sıkça gördüğüm şöyle bir sahne var aklımda, fazla “Law & Order” dizisi izlemenin etkileri... Polis, bir mağduru mahkemede sanığın aleyhinde ifade vermesi için ikna etmeye çalışırken (diyelim ki sanık tecavüz zanlısı ve mağdur da adamla bir daha yüzleşmek istemiyor), mağdura suçluyla yüzleşmenin bir “closure” (yani kapanış veya bir olayı ardında bırakabilme durumu) sağlayacağını, adaletin yerini bulmasına katkıda bulunmanın mağdurun sonraki hayatına sağlıklı, güçlü, normal şeklinde devam etmesi için faydalı, hatta gerekli olacağını söyler. Neden böyle bir sahne sıkça karşıma çıkmış bilmiyorum, belki vatandaş ifade vermekten korkmasın, polise güvensin, falan diye böyle bir alt metin yerleştirilmiştir. Neyse, konumuz o değil.

Bugün ben de bu “kapanış” konusunu ve kötü olayları geride bırakmak için yüzleşmenin, hesap sormanın gerekliliğini düşündüm. Çünkü yeni başlayan 12 Eylül davası bir yüzleşmenin başlangıcı. Ama yine her zaman alıştığımız gibi bir kargaşa ortamı, davayı destekleyenler desteklemeyenler, yargılamaya karşı çıkanlar, Evren’lerin yargılanmasını teoride isteyenler ama AKP döneminde yapılmasına karşı çıkanlar, her çeşit tartışma, kavga, gürültü mevcut... Milletçe “küçüklüğünde başına kötü şeyler“ gelmiş, dengesiz, histerik, yer yer melankolik, çoğu zaman hayata karşı ümitsiz bir dizi karakteri gibiyiz biz de. Sürpriz de değil, gerçekten de başımıza kötü bir şeyler geldi, en ağırından, en karanlığından, 30 küsur senelik bir travma, yaşı benden az büyük bir darbe.

Darbeden dolayı ne kadar korkunç bir hayatım olduğundan bahsetmeyeceğim, çünkü bütün olan bitene, ortadan zaman zaman kaybolmak zorunda kalıp tekrar ortaya çıkan anne babaya, kılıksız bir takım polislerin ev aramalarına, ev aramalarının sonucu olarak kaybolmuş kitaplara, kasetlere, fotoğraflara, hapisteki babayla mektuplaşmalara, daha sonrasında ağır bir şiddet ortamında her an bir yerlerde bombalar patlama ihtimaliyle bir şehirde yaşamaya, etnik kimliğinden veya yazdıklarından ötürü içeri atılan, işkenceye maruz kalan, “kaybedilen” insanların varlığını herkesle beraber omuzlarımda taşımaya mecbur bırakılmama rağmen, ben aslında mutlu bir çocukluk geçirdim. Bunun bir kısmı şanstı, çünkü benim anne babam zaman zaman ortadan kaybolmalarına rağmen geri dönebildiler. Mutlu çocukluğumun önemli bir kaynağı da olumlu düşünmeyi, umut etmeyi, ve dayanışmayı, karamsarlık ve yalnızlığa inatla her daim tercih eden aile yapımızdı.

Evet, kötü bir çocukluk geçirmedim, hayatım da mahvolmadı. Ama bu davaya fiili olarak olmasam da, gönülden ben de müdahilim. Çünkü 12 Eylül’ün en yoğun şekilde etkilediklerinden olmamama rağmen ben de yaşadım travmayı, herkesle birlikte. Şiddetle, kanla, baskıyla dolu, özünde kasvetli bir hayattı yaşanan; günlük hayatın çoğunlukla görece sakin, olağan akışına rağmen. Anormal, aslında son derece acayip olaylar, bizim hayatımızın normaliydi. Kimimiz bir şekilde sıyrıldık, veya sıyrıldığımızı düşündük, bu acayipliğin içinden, kimimiz çıkamadık, ama hepimiz bu anormalliği taşıyoruz bir yerlerimizde. Travmanın esas kaynağıyla yüzleşemediğimiz, hesap sormadığımız sürece de bu anomali devam edecek.

Elbette 12 Eylül’den birincil etkilenenler çocuğu, annesi, babası kaybolanlar, öldürülenler, ömrünü hapiste veya sürgünde geçirmek zorunda kalanlar, günün birinde bütün hayatını sıfırdan kurmak zorunda kalanlar, kendi dilinden, kültüründen, köyünden yasaklananlar oldular. Dile getirilmesi zor ağırlıkta süreçler yaşandı, sonrasında ise beklenen adalet hiçbir zaman teşrif edemedi. Ve insanlar adalet kırıntısına razı hale geldi. Geçen gün izlediğim, “Gelecek Uzun Sürer” filminde bir Kürt anne, “oğlumun bari kemiklerini verseler, bayramda seyranda herkes mezarlığa gidiyor, ben oğlum nerede bilmiyorum”, diyordu. Bayramda mezarlığa gidebilmeye razı olmak... Geldiğimiz nokta bu.

Bana bugün bunları düşündüren 12 Eylül davasının, davanın esas “müdahil”lerinde hangi duygulara sebep olduğunu düşününce, Evren’lerin yargılanmasının meşruluğu, AKP’nin samimiyetinin sorgulanması, memlekette hâlâ başka zorbalıklar olurken bu davanın ciddiyetle yürütülüp yürütülmeyeceği kuşkularıyla davanın önemsizleştirilmesi, AKP’nin bu davayla oyunu arttırıp arttırmayacağı soruları, ve benzerleri anlamsızlaşmıyor mu? Davanın adil bir sonuca bağlanmasını sağlamak için çalışmak, eleştirmek, sorgulamak gerekli kuşkusuz. Zaten bu davayı da (AKP’ye değil) yıllardır müthiş özverilerle mücadele etmiş, hâlâ etmekte olan yüzlerce insana borçlu değil miyiz? Bu davanın başlaması, kazanılmış bir başarı. Her olayı pro-AKP / anti-AKP ekseninden değerlendirmeyi bırakmanın zamanı çoktan geldi. Bu dava, toplumca, tarihimizin en ağır suçlarını işlemiş insanlarla yüzleşme şansımızdır; travmayı geride bırakıp, sağlıklı, normal bir hayat sürdürebilmek için atmamız gereken, sembolik veya değil, önemli bir adımdır. Bu adımı ve sonrasındaki adımları atalım ki, normal insanların yaptığı gibi, kazanılmış başarılara biz de canıgönülden sevinebilelim.

Bugün Boston’da güneşli bir bahar günüydü. Hava durumundan bağımsız, Türkiye için de güneşli bir gündü bence, umutları yeşerten bir bahar günü. Bu arsız umut öyle bir şey ki, 100 küsur yaşındaki kayıp annesini Kars’tan duruşmaya bile getiriyor... böyle güneşli bahar günlerinin devamı dileğiyle.

umur.c@superonline.com

Share/Save/Bookmark Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült

Diğer haberler:
 
Diğer Her Taraf Haberleri:
 Bir liberal ne ister: çatışmasızlık mı barış mı (3)
 ‘İyinin ve kötünün ötesinde’
 Bir liberal ne ister: çatışmasızlık mı barış mı (2)
 Bir liberal ne ister: çatışmasızlık mı barış mı (1)
 Küresel köyde birlikte yaşamak
 İki dil bir üniversite: Muş Alparslan Üniversitesi
 Sevgili Taraf yazarları...
 Âkillerin çilesi

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 23.05.2013
Avustralya: inadına ‘çokkültürlü’
-
Dengir Mir Mehmet Fırat - 23.05.2013
Düne bakarak bugünü anlamak (1)
SÜREÇ
Enver Sezgin - 23.05.2013
Eşit olmaya hazır mıyız
TRAPEZ
Mehmet Güreli - 23.05.2013
Ferit Edgü ve Yaralı Zaman...
ARAF'TAN
Amberin Zaman - 23.05.2013
Tek bir PKK’lı bile gelmedi
ÖZTÜRK’ÇE
Nurullah Öztürk - 23.05.2013
Kaos ve terörün kaynağı: adalet
AÇIK KAPI
Ümit Kardaş - 23.05.2013
Kanayan yara: vicdani ret hakkı
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Haber: Yaşı benden az büyük darbeyle yüzleşme
24.05.2013 05:47:07