Son dönemde Rusya ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerde belirgin bir düzelme gözleniyordu.
Bu durum Erivan’ın tepkisini çekiyor, bazı Ermeni siyasetçiler Kremlin’i “Rus-Ermeni dostluğunu enerji kaynaklarına değişmekle” suçluyordu.
Kimilerine göre Moskova, Batı ile ilişkileri geliştirmeye çalışan Erivan’a bir mesaj veriyordu.
Kimilerine göre ise, Moskova, 1988’den beri süren Dağlık Karabağ konusunda inisiyatifi ele almaya hazırlanıyordu. (Nitekim 2 Kasım 2008’de Moskova’da Rus-Azeri-Ermeni zirvesi düzenlenmişti.)
Medvedev, Aliyev’e Azeri petrollerinin Rusya üzerinden Batı’ya ihraç edilmesi ve Azeri doğalgazının “Batı fiyatları üzerinden Rusya’ya satılması” konularında cazip öneriler sunuyordu.
Bu gelişmelerden rahatsız olan Erivan, ayrıca 2007’de Rusya’nın Azerbaycan’a 62 tank ve füze sistemi satmasına da tepkiliydi.
Aliyev, Güney Osetya savaşı sonrasında Bakü’ye giden dönemin ABD Başkan Yardımcısı Cheney’i soğuk karşılamıştı.
Bakü’nün tutumunda, Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlığının Rusya tarafından tanınmasının ardından, “Ya Dağlık Karabağ’ı da tanırsa” kaygısı önemli rol oynuyordu.
* * *
Geçenlerde Azerbaycan medyasında Rusya’nın Ermenistan’a 800 milyon dolar değerinde silah sattığı veya hediye ettiği haberleri yayımlandı.
Gümrü’de çekilen 102 nolu Rus birliğine ait silah ve teçhizat (21 adet T-72 tankı, 44 adet zırhlı araç, dört adet ZSU 23-4 füze sistemi, Strela füzeleri, binlerce sandık el bombası, mayınlar, gece dürbünleri vs.) Ermenilere verilmişti.
Bakü, savaş halinde olan iki ülkeden birine silah verilmesini kınadı. Üstelik Rusya, Karabağ konusunda 1992’den beri faaliyet gösteren AGİT Minsk Grubu’nun eşbaşkanlarından biriydi.
Rusya’nın, silahları Ermenistan üzerinden İran’a veya Irak Kürtlerine verebileceğini öne sürenler oldu.
Ama Rusya zaten İran’a doğrudan silah veriyordu.
Bir Rus yayını, Türkiye’nin AB tarafından kabul edilmeyen taleplerinin, Nabucco’nun gerçekleşmesini engelleyebilecek temel faktörlerden biri haline geldiği koşullarda, Moskova’nın Ankara’ya karşı Kürtleri asla silahlandırmayacağını yazdı.
Rusya Dışişleri Bakanlığı iddiaları dokuz gün gecikme ile ve inandırıcılıktan uzak bir dille reddetti. (“Rusya resmî düzeyde Ermenistan’a silah vermemiştir.” Yani? “Gayrı resmi verilmiş” olabilir mi?)
1996’da da Rusya Ermenistan’a 1 milyar doları aşkın değerde silah satmıştı. Önce resmî yalanlama gelmiş, sonra mesele ortaya çıkmıştı.
--------------------------------------
Gece kelebeği
O bir “gece kelebeği”. (Rusya’da fahişelere böyle deniyor.) Ülkedeki yüz binlercesinden biri.
Sabaha karşı uyur, akşama doğru kendine gelir, geceleri yaşar. Makyajsızken kendisidir; makyajla birlikte güzelleşir, güzelleştikçe kendine yabancılaşır. Kim bilir, belki de makyajsızlıktır güzellik.
Ben “gece kelebekleri” ile “nasıl düştün bu yola?” söyleşilerinden nefret ederim. Dahası onların iş saatlerini boş gevezeliklerle kaplamayı doğru bulmam.
Ama o, müşteri olmadığımı söylediğim halde yanıma oturdu. Belki yine de beni “ikna edilebilir” buldu. Nasıl olduysa sözler hızla onun hayat hikâyesine doğru aktı.
17’sinde yaşamına giren ilk erkek onu bu işe zorlamış, satmış yani. Ama yine de ondan sımsıcak bir ses tonuyla söz ediyor. Acaba hâlâ seviyor mu ilk gözağrısını?
Şimdi üç yıl geride kalmış “kelebeklik”te. Çocuğuna ve annesine bakabiliyormuş. Aslında pek çok meslektaşı gibi “ABD’ye falan, en azından Türkiye’ye” gidebilirmiş. Zengin bir koca da bulabilirmiş. Ama olmamış işte.
Şimdilerde züğürt bir gence âşıkmış. Ona para yardımı da yapıyormuş. Gündüzleri görüşürlermiş. Hava kararınca aşk biter, seks başlarmış.
Hayır, aslında sevişmek denmezmiş yaptığı işe. Sevişmek ruhla olurmuş; o ise yalnızca bir bedenmiş, ruhsuz bir beden. Ve onunla yatanlar, aslında kendileriyle, kendi paralarıyla yatıyorlarmış.
Genellikle Batılı yabancılarla çalışırmış. Onlar daha cömert ve sorunsuzmuş. Doğulular ise hem cimrilermiş, hem de iş bittikten sonra kızın kendilerini nasıl bulduğunu mutlaka anlamaya çalışırlarmış.
Birkaç kez saldırıya uğramış, dayak yemiş, ırzına geçilmiş, poliste eziyet görmüş.
Bunları anlatırken sesi nasıl zayıflıyor, gözleri ne kadar buğulanıyor...
Aslında ne küçük ve cılız bir kız bu.
Elindeki sigara ona hiç uymuyor. Bir büyük kederlenmesi değil bu. Küçüklere ise kederlenmek hiç yakışmıyor.
Şimdi bu küçüğün saçlarını şefkatle okşasam belki afallar. Belki kendini yüzyıllardır kadın olarak hissettiği için, ona neden zavallı bir çocukmuş gibi davrandığıma şaşar. Belki ağlar...
“Yolcu yolunda gerek” gibi bir sözle veda etti bana. Yüzünden çok beden ölçülerine bakan bir grup neşeli erkeğin masasına gitti.
O, yanımda oturan kız değildi artık. Mesleki edasını takınmış, daha çekici ve kışkırtıcı olmuştu birdenbire. “Gece kelebeği” oluvermişti yani. Çıkarılmayı talep eden giysilerinin içindeki kokulu vücudu ticarete başlamıştı artık.
Ya ruhu? Belki ruhunun bir parçası benim masamda kalmıştı.
Belki de 17 yaşından gelen tertemiz bir rüzgâr, o dupduru ve makyajsız güzelliği, buradan çok uzaklara savurmuştu...
|