Bundan sonra devrim olmaz, demiyorum. Kimse böyle bir şey diyemez. Devrim olacak da diyemez, olmayacak da diyemez. Devrim asla mutlak surette zorunlu, dolayısıyla genel ve evrensel değil, her zaman çok olağanüstü koşullarda gerçekleşebilen bir şeydi. Geçmişte böyle oldu; olursa gene böyle, nadir ve istisnaî şekilde patlak vermeye devam edecek. Kuzey Amerika ve Batı-orta Avrupa bir yana; dünyanın diğer bölgelerinde refahın ve/ya demokrasinin gelişme düzeyinin, adına devrim dediğimiz şiddete dayalı düzen değişikliği potansiyelini ortadan kaldırdığı (henüz ve herhalde daha bir süre) söylenemez.
Ama “teorik devrim” için durum çok farklı. Marksist teorinin (veya “sosyalizmin bilimi”nin) öngördüğü, “mutlaka olacak” dediği türden bir devrimin olmayacağı; orada burada olabilecek devrimlerin ise bu modele uymayacağı (zaten geçmişte de uymamışken uymuş gösterildiği); tarihin hep yeni yeni sürprizlerle dolu olacağı ve “öngörülmeyen sonuçlar yasası”nın (
law of unintended consequences) bizi şaşırtmaya devam edeceği rahatlıkla söylenebilir.
Bunun çok önemli bir nedeni, “kaçınılmaz” bir sosyalist devrimi ummaya, beklemeye ve buna göre örgütlenmeye, bunun için hazırlık yapmaya ciddî aydın ve işçi kesimlerini ikna etmenin, bu yolla herhangi bir “kritik, asgarî başlangıç kütlesi”ni bir araya getirmenin artık imkânsız olması. Bizim bildiğimiz, tanıdığımız şekliyle komünizm çöktü. Ç-ö-k-t-ü. Hem öyle bir çöküş çöktü ki, tarihte herhangi bir rejim veya düzenin kendi iddiasına bu kadar ters düşen, bu kadar ağır, bu kadar kapsamlı, onur kırıcı, aşağılayıcı, yerlerde süründürücü çöküş doğrusu az görülmüştür.
Yazının devamını okumak için tıklayın.