Murat’la, Marksizmin düşünsel mirasını (örneğin, tarihçilik ile Marksizmin ilişkisini) değerlendirişimiz açısından da bazı sorunlarım var. O daha çok mirasın zenginliğine bakıyor. Ben ise hem ona, hem nerede tükendiğine.
Mesele şu : 19. yüzyılın ikinci, hattâ 20. yüzyılın ilk yarısında, Marksist ve Marksist olmayan (“burjuva” veya “gerici”) tarihçilikler arasında ciddî bir fark varken, 1950’lerden itibaren (tabii belirli bir süreç içinde) bu fark kalmadı. Kendini Marksist olarak tanımlayan son büyük ve ciddî tarihçiler grubu, İngiliz Marksist tarihçileriydi : Christopher Hill, Eric Hobsbawm, Rodney Hilton, E. P. Thompson, E. A. Thompson, Victor Kiernan, John Saville ve diğerleri. İki savaş arası dönemin anti-faşizmi içinde radikalleşmiş, Büyük Britanya Komünist Partisi’ne katılmış ve partinin göreli özgürlüğü içinde benzersiz “Tarih Grubu” (History Group of the CPGB) içinden yetişmişler; sonra çoğu 1956 Macar Devriminin (evet !) Sovyetlerce bastırılması üzerine partiden ayrılmış ama bağımsız bir Marksist aydın eleştirelliğini hep korumuştu. Son on beş – yirmi yılda peşpeşe hayata veda ettiler (EP 1993, EA 1994, Hilton 2002, Hill 2003, Kiernan ve Saville 2009). Şimdi sadece 1917 doğumlu E. J. Hobsbawm hayatta ve 94 yaşında.
Onlarla bir devir kapanıyor, daha doğrusu kapandı bile. Ben son demlerine yetiştim diyebilirim; 1983’te SBF’den istifa ettiğimde, üçüncü defa yarım kalan doktoramı artık Ekonomi değil Tarih alanına kaydırmak için bir özetiyle birlikte Hobsbawm ve Hilton’a yazıp başvurmuş; sonuçta kendimi en çok istediğim yerde, feodalizmin historiyografisinin asıl uzmanı olan Hilton’ın yanında bulmuştum. Topu topu bir yıl önce emeritus olduğundan, artık resmen tez danışmanlığı alamıyordu Rodney. Ama gene de yazdığım her şeyi baştanbaşa okudu, eleştirdi, bazı yerlerini Fransızcaya bile çevirdi, Paris’te vereceğim bir seminer için.
Yazının devamını okumak için tıklayın.