Ya da [Giritliler-5]. Ya da [Parentez-14]. Ya da, din üzerinden yapılan etnik geçişler. Zor zamanlarda küçük insanların ihtiyaç duyduğu savunma sistemleri. Kendilerini sağlama alma çabaları.
Yalçın Küçük’ün takıntılarını bahane edip, belki biraz fazla uzattım Berktay soyadı faslını. Neylersiniz; Bülent Arınlı ve Şehbal Şenyurt’un Bizim Mahallenin Giritlileri filmini seyrederken, ister istemez kendi Giritlilerimi de bir parça geçiriyordum aklımdan. Doğdukları topraklara 1896 Girit isyanı ve 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı’nın çalkantıları içinde elveda diyenleri. Osman Kaptan’ın kayığında, nice trajedileri de beraberlerinde götürdüler. İmparatorluğun kanlı implosion’undan, içe göçler yoluyla yeni Türkiye’nin doğuşuna, kendi hayatlarıyla bir mikrokozmos sundular.
Şu son yıllarda aile tarihine kız kardeşim Neyyir merak sardı; araştırıyor; ulaşabildiği herkesle konuşuyor, notlar alıyor, teypler dolduruyor; umarım bir kitap da çıkarır çok geçmeden. Onun bulgularını yağmalamaksızın, şimdilik şu kadarı yeterli ki, annemin babası Boşnak ama annesi Giritli. Babam ise hem anne, hem baba tarafından (yani “yüzde yüz”) Girit muhaciri. Üstelik, babamın ailesinin iki tarafında, her nesilde akraba evlilikleri çok yoğun. Öyle ki, 1934’te alacakları soyadlarıyla Berktay’lar ve Kösemen’ler yer yer iki değil tek bir büyük aileyi andırıyor. (Bu hesapça, benim bir değil birkaç genetik hastalığım, en azından ağır bir Down sendromum olmalı; belki vardır da ben bu halimi normal sanıyorumdur.)
Geçelim. Bu hikâyede özellikle çarpıcı iki nokta var, şimdilik yazmak istediğim.
Yazının devamını okumak için tıklayın.