1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 03 Eylül 2010 Cuma 05:22
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Sitemiz saat 13:00'dan sonra güncellenmektedir.
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Halil Berktay OKUMA NOTLARI 06.03.2010
Halil Berktay
Bu da Benim Noktam
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Halil Berktay - Bu da Benim Noktam Halil Berktay - Bu da Benim Noktam Halil Berktay - Bu da Benim Noktam Halil Berktay - Bu da Benim Noktam Halil Berktay - Bu da Benim Noktam Halil Berktay - Bu da Benim Noktam Halil Berktay - Bu da Benim Noktam Halil Berktay - Bu da Benim Noktam
Halil Berktay köşe yazılarını web sitenize ekleyin

Temel böyle atıldı, yapıtaşları yerli yerine kondu. Tabii sonra orasıyla burasıyla oynandı, eklentiler yapıldı; biraz müştemilâtlaştı, yamalı bohçaya döndü.

Ama gene de esas formatif dönem, Türk devletçi-milliyetçiliğinin biraz farklı ama aynı zamanda örtüşen iki neslinin : İttihatçıların ve Kemalistlerin birbirini izlediği; iki devrimin mirasının üst üste bindiği 20. yüzyılın ilk çeyreğidir. Oradan gelen bütün bir “devrim sonrası toplum” (post-revolutionary society ) söz konusu.

Bugün bu mirası nasıl görüyor, algılıyoruz ? Evet, Türkiye bir modernite sıçraması yapmış yapmasına.Nasıl, hangi hedefler uğruna, ne gibi araçlarla ? Bir gecikmişlik ve dolayısıyla yetişmecilik gündemi peydahlanmış. Topluma bir cebrî yürüyüş havası ve temposu empoze edilmiş. “Muasır medeniyet seviyesi”ne bir an evvel ulaşmak amacıyla uygulanan yukarıdan aşağı şiddet ve disiplin, otoriter-merkeziyetçi bir yönetim tarzını beraberinde getirmiş.

Bu öyle bir gerçeklik ki, her nasılsa “bir şeyler olmuş” ya da bazı “hatâlar” işlenmiş yaklaşımıyla yakalanması imkânsız. Mesele, Kürt ve/ya Alevi “politika”larının “yanlış”lığıyla da sınırlı değil. Nasıl “doğru” olabilirdi ki ? Bir “Tek Parti yönetimi”nden söz edip duruyoruz.

Aşırı nâzik bir ifade. Beynimiz öyle yıkanmış ki yıllar yılı, belki biz de kendi beynimizi öyle yıkamışız ki kurucu paradigma içinde yaşaya yaşaya, Orwellci “Yenikonuş”umuzla eşyanın adını bile koyamıyor, Tek Partidiktatörlüğü diyemiyoruz. Neden ? (a) Devrimi, inkılâpları savunduğu ve (b) halk sevdiği, desteklediği için. Ama Hitler ve Stalin de bütün yaptıklarını bir devrime dayandırdılar (ister “millî” ister “ikinci sosyalist”). Dahası, en büyük kitle desteğine de gene Hitler ve Stalin sahipti (bkz Richard Overy,The Dictators, Bölüm 8). Geçelim. Ne kalıyor geriye ? (c) “Dönemin koşulları.” Bir durup düşünelim : ne anlama geliyor bu ?

Bir mazeret mi : “her yerde dikta rejimleri vardı, dolayısıyla Türkiye’de de olması normaldir, yani o kadar da kötü sayılamaz” gibi ? İki dünya savaşı arasındaki dönemin tarihini karşılaştırmalı olarak incelemeye dâvet mi ? Ve dolayısıyla bir itiraf mı : diğer diktatörlüklere ne kadar benzediği ve hattâ onlardan neler aldığına dair ?! Devletin bekası her şeyin üstünde. 1933-36 arasında Nazi rejiminin inşasına büyük emeği geçen Carl Schmitt’in ifadesiyle, devletin işi “kimin dost, kimin düşman” (Freund oder Feind ) olduğunu tanımlamak, hukukun görevi de “düşman”ları kovalamak ve dışlamak.

Başka bir deyişle, hukuk devleti oluşmamış, ya da gene Carl Schmitt’in –maalesef, proletarya diktatörlüğü teorisini fazlasıyla andıran- “olağanüstü hal hukuku”nca her an askıya alınabilir. Takrir-i Sükûn 1925, Menemen 1930, sonra Harp Okulu ve Donanma dâvâlarıyla 1938 terörü. Yargı, Neşe Düzel’in son röportajında Mete Tunçay’ın anlattığı gibi, sürekli hazırolda. Ordu fevkalâde güçlü, dokunulmaz, Asım Gündüz ve Mustafa Muğlalı benzerlerinin elinde astığı astık kestiği kestik.

Halk bütün kesimleriyle yıldırılmış. Kürtler, işçiler, kadınlar, aydınlar, Müslümanlar –her tür muhalefet potansiyeli kısmen bastırılmış, kısmen koopte edilmiş. Lozan “azınlık”ları sindirilmiş; anti-semitizm kol geziyor. Yasaklanmamış her şey serbesttir değil, izin verilmemiş her şey yasaktır mantığı hâkim.

Seçimler desen, 1946’ya kadar tek dereceli değil. 19. yüzyıl Avrupası, diyelim III. Napolyon’un İkinci İmparatorluğu gibi. Zaten Bonapart(izm) her bakımdan çok anlamlı bir karşılaştırma. Bir de ideolojik üstyapılar var, hepsinin üzerinde yükselen. 1930’ların Türk Tarih Tezi ve Güneş Dil Teorisi gibi zırvalıkların beslediği ırkçılık, kafatasçılık. “Halk için halka rağmen” felsefesi.

Nevzat Tandoğan’da somutlanan “bu memlekete komünizm gerekiyorsa onu da biz yaparız” iddiası. Ve Stalin, Mao, Kim İl-sung / Kim İl-jong, Brejnev, Çavuşesku, Nâsır, Honecker, Kaunda, Mugabe, Saddam, Hafız Esad kültlerinden pek aşağı kalır yanı olmayan bir “kişi kültü” ya da “kişiye tapma” fikriyatı. O gün de, bugün de, sistemin son halkası, nihaî savunma barikatı.

Bu benim tercihim değil. Onlar ön safa çıkarmış, bütün savunmayı bu kişi kültünün etrafında örgütlemişler. Ulusalcılığın yükselişi ve bıraktığı tortu bunu bir kere daha gösterdi. İstesek de istemesek de bunun kaçamağı yok. Onun için, rejim çözülürken yarı DİSK, yarı CHP kafasındaki bazı ölü doğmuş “alternatif”lerin itidal tavsiyeleri artık sürecin çok gerisinde. Evet, demokrasinin yolu bu kült, bu tabu ve bu mirasla hesaplaşmaktan geçecek.

 

Diğer Halil Berktay Makaleleri:
  1. [Kölelikten Türklüğe] - 02.09.2010
  2. [Köle ticareti ve İnalcık] - 28.08.2010
  3. [Ulusalcılık ve kölelik] - 26.08.2010
  4. [Kemalizmin çelişkisi] - 21.08.2010
  5. [Etnik dönüşümler] - 19.08.2010
  6. [Irkçılığın kapsamı] - 14.08.2010
  7. [Taklitçi Türk ırkçılığı] - 12.08.2010
  8. [Türk Tarih Tezi] - 05.08.2010
  9. [İtalyanlık olasılığım] - 31.07.2010
  10. [Bizim Mayflower’ımız] - 29.07.2010
  11. [Giritliler-4] - 24.07.2010
  12. [Giritliler-3] - 22.07.2010
  13. [Giritliler-2] - 17.07.2010
  14. [Giritliler-1] - 15.07.2010
  15. [Ortak akıl-2] - 10.07.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Biz yaşadık, gelecek nesiller yaşamasın diye
  Neye ‘Evet’ diyeceksiniz
  12 yıl önce aslında ne oldu
  Beşiktaş’tan son dakika golü
  Yobo geçmişi çoktan unutmuş
  Guus Hiddink’ten teknik açıklamalar
  Uğur İnceman imza attı
  Arjantinli, Florya’yla tanıştı
  12 Dev Adam dörtte dört yaptı, liderliği garantiledi
  Pakistanlı kriketçi rolünü de kaybetti
  Mourinho zaman istedi
  İnsanlar tırsmakta haklı
  Zorba tam bir güneş insanı
  Gabor rahatsızlandı ve yine hastanede
  Michael Douglas kanseri yenecek

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 02.09.2010
Başörtüsü
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 02.09.2010
[Kölelikten Türklüğe]
ARADA
Markar Esayan - 02.09.2010
Bu saklambaçta ebe nerede
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 02.09.2010
Fötr ve kasket
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 02.09.2010
Öcalan Suriye’den nasıl çıkarıldı -1
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 02.09.2010
EVET oyu AKP ilişkisi
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 02.09.2010
Sürgün
MEO VOTO
Mithat Sancar - 02.09.2010
Barışın dili
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 02.09.2010
Biz burnumuzu sokacağız, bilesiniz
EŞİKTEN EŞİĞE
Fikret Doğan - 02.09.2010
Futbolcular ve fahişeler
ÇAYLAK RAPORU
Uğur Karakullukçu - 02.09.2010
Kendi ligine yabancılar
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: Bu da Benim Noktam - Halil Berktay
03.09.2010 05:22:44