2002’de ölen Amerikalı tarihçi, Aydınlanma ve Fransız Devrimi uzmanı R. R. Palmer (Twelve Who Ruled; The Age of the Democratic Revolution), neredeyse altmış yıldır yararlığını yitirmeyen dünya tarihi denemesinde (A History of the Modern World, 1950; onuncu baskı 2006), 19. yüzyıl sonlarında baş gösteren yeni bir “zihinsel sertlik” veya “zihinsel katılaşma”dan (the new toughness of mind) söz eder. Bu sertlik en fazla, birey odaklı liberalizme değil, onun karşısında mevzilenirken “millet” veya “sınıf” gibi kolektif birimlere odaklanan iki kitle seferberlik ideolojisine: nasyonalizme ve sosyalizme yansıdı. Bu yeni zihinsel sertliğin içinden, zamanla hem (entegral milliyetçilik biçimleri olarak) Faşizm ve Nazizm, hem (entegral sosyalizm biçimi olarak) Komünizm çıktı.
1860’larda Bismarck’ın liberalizm, seçimler, parlamentolar ve demokrasi karşısındaki inanılmaz küstahlığı, bu sertleşmenin bir parçasıydı. Aynı sertleşme Marksizmi de sardı; aynı horlama, 19. yüzyıl liberallerinden Bismarck’lara karşı duramadıkları için nefret eden Marksistlerin söylemine de –üstelik tarihsizleştirilmiş, genelleştirilmiş biçimde- girdi. Dönemin yaygın kültüründe, günümüzün toplumsal cinsiyet duyarlılıklarından eser yoktu. Ataerkil değerler yüceltilir; macho’luk yolunda yürümeyen oğlan çocukları ise sissy, “hanım evlâdı” diye aşağılanırdı. Bu çerçevede, hukuk, ahlâk, doğruluk, özgürlük ve demokrasi gibi değerlere bağlı kalmak da (sigara içmemek, geneleve gitmemek gibi) bir çeşit sissy’lik olmuştu. Gün, neo-Makyavelizmin, Sosyal Darwinizmin, realpolitik’in günüydü.
Yazının devamını okumak için tıklayın.