Ocak ortası ve sonlarında yazı planlarım, kafamdaki öncelikli fikirler kabaca şöyleydi :
Roni Margulies’in 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başlarının etnik temizliklerinden İslâmiyeti ve Müslümanları bütünüyle tenzih etmesine (2 Aralık 2009) ve Hilâl Kaplan’ın da bu “tesbit”i alkışlamasına karşı, yönteme ve içeriğe dair bazı hatırlatmalarda bulunacaktım.
Lâkin yan pistlere girmekten kendimi alamıyor; DSİP’ten hareketle “devrimci Marksizm”e takılıyor; yeni bir Sol partinin neden bu tür takıntıları aşıp altını çize çize reformist, demokrat, (bilimsel değil) vicdanî ve ahlâkî, (sınıfsal değil) kitlesel olması gerektiğini vurguluyor; 1980’lerin sonu ve 90’ların başlarının birleşme arayışında bu fırsatın nasıl kaçırıldığından çok gerilere gidip, 1920’ler ve 30’larda böyle barışçı, temkinli, kendini “Kemalist Devrimi [= “millî burjuva devrimi”ni] tamamlama” perspektifinden kurtarmış bir sosyal demokrat parti olsa neler yapabileceğini hayal etmeye kalkıyordum (Paradigmalar ve Geniş Meşreplilik, 28-30 Ocak; Girilmemiş Patikalar, 16 Ocak 2010).
Tam bu sırada, Burhan Şenatalar’ın 10 Aralık Hareketi adına “açıklama”sı çıka geldi. Haksız ve mızmız bulduğum ortada (Geçersiz itiraz, 4 Şubat).
“Atatürk döneminde yapılan bazı şeyler” ya da “o dönemin de kusurları olmuştur” (ama lütfen “koşulları” da göz ardı etmeyelim) türü oldukça light lâfların, benim “Atatürkçülük eleştirilebilmeli ama Atatürk’e dokunulmamalı” şeklindeki özetimi zerrece yanlışlamamak bir yana, Atatürkçü rejim ve onun bekçisi olarak Atatürk kültü realitesini bir bütün olarak kavramaktan çok uzak kaldığını kendimce göstermeye giriştim.
Yazının devamını okumak için tıklayın.