Hikâyeyi biraz daha geriye de götürebiliriz elbet. Oya Baydar, çok eleştirdiğim (31 Aralık 2011) bir yazısında (7 Aralık 2011), büyük dinlerin özlemleriyle modern sosyalizmin özlemleri arasında, bana göre mistik bir köprü kurmuştu. İnanç sistemleri, insanlığın düşünce mirasında çok temel bir katman, kuşkusuz. Yahudi-Hıristiyan geleneği Avrupa ve Amerika kültürlerine, İslâmiyet de Asya ve Ortadoğu kültürlerine derinlemesine nüfuz etmiş. Bu damar sayısız düşünürü etkiliyor; beklenmedik biçimlerde satha çıkabiliyor.
Dolayısıyla, evet, din ile Marx arasında da var bir bağlantı –ama sosyalizme yarar mı, o ayrı mesele. Eski Ahit, Adem ile Havva’nın mutlu yaşarken yitirdiği bir “yeryüzü cenneti”ni anlatıyor. Sonra buna Hobbes’da, Locke’da, onları izleyen (Adam Smith dahil) Aydınlanma ve (Hegel dahil) erken 19. yüzyıl filozoflarında, “doğa durumu” adıyla rastlıyoruz. Marx da bilimsellik iddiasına karşın, “ilkel komünizm” önermesini oradan alıp kendi tarih modelinin başlangıç aşamasına yerleştiriyor.
Aynı şey “tarihin sonu” için de geçerli. Yahudi-Hıristiyan düşüncesinde bu “son” çok haşmetli. Kıyamet kopacak. Ölüler dirilecek. Hazreti İsa, olanca görkemi içinde, etrafında melekler, (ikinci defa) yeryüzüne inecek. Bütün kavimler önünde saf tutacak. Herkesi kusursuz bir adaletle yargılayacak (İslâmda yevmüddin). O âna kadar bilinen her şey sona erecek. Evren yenilenecek. Yeni bir dünya ve yeni bir gökkubbe kurulacak. Geleceğin Dünyası başlayacak. Bu “Mesih Çağı”nda evrensel bir uyum, barış ve kardeşlik hâkim olacak.
Geçmişte Marksizm-Leninizmin Temel İlkeleri’ndeki, “sosyalizmin ikinci aşaması” olarak “komünist toplum” ile “Mesih Çağı”nı birlikte düşünmek gelmezdi aklımıza. Çünkü çoğumuz gözlerimizi dünyaya Marksizm ile açmıştık ve başka şey bilmiyorduk; “bilimsel sosyalizm” her şeyi kucaklıyordu; arka planı, nereden gelip nereye gittiği hakkında pek bir fikrimiz yoktu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.