Galiba Nisan sonuna kadar hep çeşitli açılardan Ermeni sorununu yazacağım. Yerine göre İslâmiyetin milliyetçilikle ilişkisi de buna bağlanacak, tarih öğretiminin amaçları da, bu bağlamda tarihçinin özgürlüğü ve tarihsel düşünmek gibi alt-problemler de. Bir kere bu mecraya girince, uzun süre çıkamayacağım. İyisi mi, daha baştan bir mola alayım; yeni kurulan Eşitlik ve Demokrasi Partisi hakkında, ben de bazı şeyler söyleyeyim. (Bu parentez ne kadar sürer, artık onu bilemiyorum.)
İki buçuk yıldır bu köşede, genel olarak Marksizmin tarihine ve Türkiye’deki Sosyalist Solun geçmişine de değiniyor; gerek kalıcı (zihinselstrüktürel), gerekse daha kısa vâdeli hatâlarını gözden geçirmeye çalışıyorum, yeri geldikçe. EDP’nin kuruluşuna giden süreçte, sadece vaktim ve takatim olmadığı için, aktif olarak yer almaya kalkışmadım. Ama gönlüm hep orada oldu. İçimden, bu sürecin başarılı olmasını arzuladım. Pratiğin içinde yer alan bazı arkadaşlarımdan, zaman zaman bir şeyler duydum, öğrendim. Son olarak, Programatik Belgeyi okuma fırsatını buldum. Beğendim. Beğendim, çünkü insanlığın geleceğine dair herhangi bir teorik ütopyayı değil, Türkiye’de varolanın eleştirisini esas alıyor. Oldukça net bir siyasetler demeti sunuyor. Bunları anlamlı ve gerçekçi buluyor; üzerine başka şeyler eklemek, geliştirmek genişletmek için iyi bir temel olarak değerlendiriyorum.
Bizler tarihî bir fay hattında yaşıyoruz. Bir çağ kapandı; yeni bir çağ açılıyor. Bu geçiş, öyle saniyelik bir şey değil. Sovyetlerin çöküşü ve Doğu Avrupa’nın dönüşümü, bunun bir parçası(ydı).
Yazının devamını okumak için tıklayın.