Yirmi yıl öncesinin birleşme tecrübesini, biraz da yeni parti girişiminde yararı olur diye genişçe yazdım.
Olan olmuş, geçen geçmiş. Tarih öyle değil böyle yaşanmış. Değiştirmek mümkün değil. Gene de olmadık, olmayacak sorular takılıyor kafama. Erik-Jan Zürcher’in Nisan 1997’deki Princeton sempozyumunda, Âkif’in İstiklâl Marşı’nda terennüm ettiği türden bir “İslâm yurtseverliği”ni “denenmemiş yol” (
the road not taken) saydığını söylemiştim (2 Ocak ’10). Zaman içinde biraz uzaklaştım bu yorumdan –İslâm yurtseverliği ile Türk milliyetçiliğini fazla zıt alternatifler gibi gösterdiği için. Ama tabii benim de aklımda başka bazı “denenmemiş yollar” var. Üstelik çok daha spekülatif; reel hayattan bir “yarım örnek” üzerine dahi kurulu değil. Erken Cumhuriyetten başlayarak.
(1) 1920’lerin sonlarında ve 1930’larda, inatla “normal politika” yapan, Avrupa tarzı bir sosyal demokrat parti çıksaydı ortaya. İllegal TKP veya CHP’nin şemsiyesi altında kendine bir “sol niş” bulmaya çalışan
Kadro grubuyla, “Kemalist Devrimi tamamlamak ve daha ileri götürmek” amacı güdeceğine... Ankara’ya muhalefetini “yavaşlamak; yeterince devrimci olamamak; emperyalizm ve yerli işbirlikçileri ile uzlaşmak; çok-partililik yoluyla karşı-devrime çanak tutmak” gibi, siyasal liberalizmi gericilik sayan bir çizgide sürdüreceğine... Bunun tam zıddında, özgürlük, çoğulculuk ve demokrasi isteseydi. Kapatılırmış. Olsun. Kapatıldığında belki daha ılımlı ifadelerle ve daha dikkatli taktiklerle tekrar kurulsaydı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.