Ya da [Parentez-11]. İyi ve kötü, güzel ve çirkin karmakarışık.
Amerikan fıkrası. Sanık mahkemede ifade veriyor : “Tabancamı çektim. Mekanizmayı çalıştırdım, namluya kurşun sürdüm. Üzerine doğrulttum, nişan aldım. Derken, nasıl oldu bilmiyorum, silâh patlayıverdi.”
Bir de gerçek olay. Daha doğrusu, gerçek bir olaya dair gerçek anılar. Geçen hafta iki kere yazdığım “Ortak Akıl” girişimcilerinden Tosun Hoca (Tosun Terzioğlu) bir sohbetimizde söz ettiydi, 6-7 Eylül 1955 olaylarının ertesi günü Bebek’in halinden. Bu yazıyı tasarlarken bir kere daha sorup anlattırdım. Tosun 1942 doğumlu, yani o zaman 13-14 yaşında. Olup bitenden habersiz, sokağa çıkıyor : doğup büyüdüğü, “benim mahallem” dediği yerin üzerinden kasırga geçmiş. Futbol oynadıktan sonra veresiye gazoz içtiği Lambo’nun dükkânı kırılıp dökülmüş; salça kavanozları karşıdaki Arslanlı Konak’ın bahçe duvarında patlamış.
Lambo ve başka herkes, bütün diğer Türkler, Rumlar, Arnavutlar tam bir şok halinde. Elleri boşlukta sallanan, konuşmayan, temizlik de yapmayan, öylece duran insanlar. Sessiz utancı bir şiddet sarhoşluğunun.
1975-90 arasının Lübnan İç Savaşı’nda silâhlar nihayet sustuğunda, geçmişte dostken korkunç bir boğazlaşmaya girmiş insanların nasıl birbirlerinin yüzüne bakamaz hale geldiği de çok anlatıldı. İsrailli psikolog, Ortadoğu Barış Araştırmaları Enstitüsü eş direktörü, Erich Maria Remarque Barış Ödülü sahibi Dan Bar-On’un bir kitabı, bu travma sonrası hali “tarif edilemezlik, ağza alınamazlık” sözleriyle yansıtmaya çalışıyor (The Indescribable and the Undiscussable, 1999).
Bütün maksimalistlere, ölümüne boy ölçüşmecilere, “ama şehitlerimiz”cilere, “kanı yerde kalmayacak”çılara, burnunun ucunu göremeyen, dar kafalı hayırcılara, “cehenneme çeviririz” yeminleri edenlere tavsiye ederim.
Yazının devamını okumak için tıklayın.