Ya da [Parentez-12]. Ya da, iyiyi ve kötüyü, güzeli ve çirkin yazmaya devam. Uzantısında, Yalçın Küçük. Sahte bilim. Pseudo-science.
Bodrum’dan Girit’e göçmüş Rumlar neden eski memleketteki hayatı pek idealize etmiyor; etnik temizlik ânını ise hatırlamaktan o kadar korkmuyorlar ? Tersten söyleyecek olursak, neden Girit’ten Bodrum’a göçen Türkler filmde Hüseyin Şakar’ın kullandığı ifadelerle Girit’i “bir masal ülkesi” olarak hatırlıyorlar da habire “kötü şeyler”i unutmaktan söz ediyorlar ?
Bu eleştirim, Bizim Mahallenin Giritlileri belgeselinin kendisine değil, kuşkusuz. Daha çok, standart Türk belleği ve bilincine. Devletin üzerinde çok çalıştığı, bastırdığı, sansürlediği, hizaya getirdiği bir bellek ve bilinç bu. Bir kere şurası çok açık : giden Rumlar Girit’te, gelen Türklerin Bodrum’da bulduğundan çok daha iyi bir hayat bulmuş. Bu, bir yerde, gelişmişlik, refah düzeyi ve demokratlaşma açısından Yunanistan ile Türkiye arasındaki farka da karşılık geliyor. Daha rahat, özgüvenli, o kadar gergin olmayan, sürekli gerilim yaşamayan bir toplum, bugünkü Yunanistan. Üstelik, Kandiye ve Nea Alikarnassos gibi nispeten ücra bir köşesinde bile, doğru dürüst tarih araştırması yapmasını bilen yerel entelektüeller çıkıyor (çıkarıyor). Ve tabii bunların geçmişe yaklaşımı “kötü şeylerden söz etmeyelim” özleminden daha sofistike oluyor.
Buna karşılık, olanca içtenlikleri içinde Bodrum’un Girit muhacirlerinin duyguları çok zengin, ama düşünce ufukları daha dar. Belki bir suçluluk duygusu da var mı içten içe ? Türkiye’nin (hâlâ devam eden) Türkleştirilmesi serüveninin gerçekte ne anlama geldiğini belli belirsiz bilmek, ama söyleyememek ? Bunu, tuhaf bir şekilde, resmî söylemin kendisinden –bütün o klişeleşmiş inat ve ısrarlardan, ders kitaplarındaki yalanlardan, tören ve andlardan çıkarsamak.
Yazının devamını okumak için tıklayın.