Ya da [Parentez-13]. Ya da [Bizim aile]. Ama önce [Deşifrasyon üzerine].
Yalçın Küçük’ün herhangi bir düşünce disiplini kalmamış. Her noktada uyduruyor; gerçekleri katlederken dili de katlediyor. Şu (Fransızcada olmayan) “deşifrasyon” sözcüğü, örneğin, bana 20. yüzyıl başlarının bir fıkrasını hatırlattı. O sırada geç dönem Osmanlı elitleri Fransız kültür dairesinin bir parçası. Yalnız Hariciye değil, herkes Fransızca konuşuyor, Fransız edebiyatını izliyor. Sınıf atlama çabası içindeki orta halli bir tüccar da tutmuş, oğlunu göndermiş gurbete, Fransızca öğrensin, biraz da medeniyet edinsin diye. Fakat delikanlı babasının yolladığı paralarla kendini Paris’in gece hayatına vurmuş. Aylar sonra, babasının ziyaretine geleceğini öğrenince telâşlanmış, hâlâ tek kelime Fransızca bilmiyor diye. Dert etme, demiş arkadaşları, bütün kelimelerin sonuna –siyon koyarsın, olur biter. Peder bey gelmiş; mahdumu güya konuşuyor, o siyon, bu siyon diye. Adam sonunda dayanamamış; oğlum, desene bu Fransızca atmasyon, demiş.
Yalçın Küçük’ün “deşifrasyon”u da böyle; hem sözcük, hem sonuç olarak palavra. Güya Erdoğan Berktay aslında Yahudiymiş. Soyadı Kanunu çıkınca, o da bütün diğer Yahudiler gibi, Yahudiliğini hem gizleyecek, hem ihsas edecek bir soyadı aramaya girişmiş. Bu tür bütün kripto-Yahudilerin değişmez formülü, soyadlarında şu veya bu şekilde kara ve/ya dağ sözcüklerine yer vermeleriymiş. Küçük’e göre babam bunun yeni bir şeklini icat etmiş. Berktay da “kara” ve/ya “dağ-lı” demekmiş, zira Berk, Germen dillerindeki berg’e denk düşüyormuş. Yani meğer Berktaylar da Yahudi dönmeleriymiş.
Yazının devamını okumak için tıklayın.