(Not 1: Şükrü Hanioğlu, The Young Turks in Opposition’da [Oxford University Press, 1995] “çağdaş bilimin Osmanlı düşüncesi üzerindeki etkileri”ne geniş yer ayırır. Aşkın (transcendent) bir anlam kazanan bu “bilim”in Jön Türklerin fikirlerine nasıl yansıdığına eğilir. Ludwig Büchner’in –Marx, Engels ve Lenin’in eleştirdiği- “kaba materyalizm”ini, Jönlerin biyolojik-materyalistliği ve Darwinciliğiyle bağlantılandırır. Bir sonraki Preparation for a Revolution’da [OUP, 2001], söz konusu Sosyal Darwinizm damarını militan Türkçülükle birleştirerek, İttihatçılığın zihinsel haritasını 1908 arifesine taşır.)
(Not 2: Bu dönemin tenkillerinde ve özellikle Ermeni soykırımında ünlü bazı doktorların oynadığı rol, sadece Tıbbiye mezunlarının İttihat ve Terakki’deki önde gelen konumlarıyla açıklanabilir mi? Yoksa, biyolojik ırkçılığa ve “ırk sağlığı”na (eugenics) yatkınlıklarının da bunda bir payı var mıdır?)
Ömer Seyfettin ilk baştaki “Osmanlılık” denemesiyle hep alay eder. Ona göre millet doğal bir kategoridir; milliyetçilik insanın özünde, ruhunda vardır. Buna karşı çıkmak insan tabiatına aykırıdır. Neslinin olanca pozitivizmi ve bilimperestliğiyle (scientism), Hürriyet Bayrakları’nda (1913) bunun aritmetik ispatını sunar : “Bir cinsten olmayan şeyler cemedilemez [toplanamaz]. Meselâ on kestane, sekiz armut, dokuz elma... Nasıl cemedeceksiniz. Bu mümkün değildir. Ve bu imkânsızlık nasıl riyazî ve bozulmaz bir kaide ise birbirinden tarihleri, an’aneleri, meyilleri, müesseseleri, lisanları ve mefkûreleri ayrı milletleri cemedip hepsinden bir millet yapmak da o kadar imkânsızdır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.