Tartışmanın seyri açısından, bir takvim tutmakta yarar var galiba. Şimdi ben bu yazıyı, Murat’ın 7 Ocak (Sosyalizm ve “insanlığın ortak değerleri”) ve 8 Ocak (“Düzeltmek” ne demek) yazılarını okuduktan sonra yazıyorum.
Bir tesbitine ben de katılıyorum : evet, aynı frekansta olmadığımız bir nokta var. (Varolmuş olan) sosyalizme eleştirilerimiz çok benziyor. Ama oraya giden yol ile oradan sonraki yolun analizi konusunda ayrılıyoruz. Kâh biri, kâh diğeri öne çıkıyor. Örneğin benim 7 Ocak (Her şey, ilelebet “Marksizm” olabilir mi) ve senin 8 Ocak (“Düzeltmek” ne demek) yazılarımız hemen tamamen buluşmuş durumda. Ama senin bir önceki, 7 Ocak yazın (Sosyalizm ve “insanlığın ortak değerleri”) benim açımdan çok problemli.
Acaba, diyorum, bu işe çok kişisel, çok kendi varlığın ve kimliğinin içinden bakıyor olabilir misin ? Benim niyet ve özlemlerim aynen geçerli, koşullar da üç aşağı beş yukarı aynen geçerli olduğuna göre, hâlâ sosyalist olmalıyım/olmalıyız gibi bir noktaya geliyorsun.
Burada en önemli sorun, işin genel, sosyal, tarihsel boyutlarının göz ardı edilmesi. Murat, böyle bir tartışmada, kendini bütün insanlığın yerine koyabilir misin ? Senin bir aydın olarak tecrüben başka, insanlığın tecrübesi başka. Yeryüzünün dörtte biri bu sosyalizm altında yaşadı. Kalanı da sosyalizmi gene böyle, bu çehresi ve cismanî varlığıyla tanıdı. Sosyalizm, belki iki milyarı içine alan, üç dört milyarın da dışarıdan bakıp gördüğü bir maddî varlıktı. Ben yeni bir sol, yeni bir toplumsal muhalefet –mânen, fikren, kitleselleşme açısından– (bu) sosyalizmin devamı olamaz diyor; bu açıdan şansını sıfır görüyorum. Sen, dünyada (ve benim içsel dünyamda) ne değişti ki bunu kabul edeyim gibi bir cevap veriyorsun.
Oysa neyin değiştiği o kadar açık ki. Karşı çıktığım 7 Ocak yazında, adetâ değişmez bir dünya tablosu çiziyorsun : o zaman da bizim özlem ve hayallerimize karşı olan egemenler de vardı, şimdi de var.
Yazının devamını okumak için tıklayın.